İnsansız Ordular ve Savaşın Geleceği

Bilgi üretiminin ve teknolojik gelişimin maksimum boyutlara ulaştığı bir çağdayız. Fütüristler ve komplo teorisyenleri için geleceği tahmin etmek artık çok daha zor ve karmaşık. Gündelik hayattan savaş alanlarına kadar teknoloji artık tüm hayatımıza egemen oluyor. Teknolojinin egemenliği şimdilik sadece insanların belirlediği iş ve üretim alanlarında sürmekte fakat gitgide otonom hale gelen robotlar ve makineler dünyamızı tüm siyasal ve sosyal yapımızı değiştirecek. Bu değişim tarihteki tüm kitlesel ve köklü değişimlerde olduğu gibi savaş meydanlarında başlayacak ve kalıcı olacak. Odaklanmamız gereken nokta ise geleceğimizi şekillendirecek olan savaş teknolojileri ve insansız orduların günümüzdeki temelleri ne durumda ve biz elimizdeki araçlarla, geleceği ne kadar öngörebiliriz.

Tarihsel Süreç ve Değişen Harcamalar

Bugün ülkemizin de çok başarılı olduğu ve birçok ülkeye karşı da altyapı anlamında üstünlük sağladığı Drone ya da İnsansız Hava Araçları 1990’ların sonundan itibaren ABD başta olmak üzere gelişmiş ordular tarafından savaş alanlarında kullanılmaya başlandı. 2004 yılında ABD’nin Irak ve Afganistan işgalinin şiddetlenmesiyle birlikte sahadaki asker kayıpları artmaya başladı. Hem ABD kamuoyu hem de Pentagon bu duruma karşı ciddi şekilde tepki göstermeye başladı ve önlemler geliştirmek için mühendislerden, yazılımcılardan ve hatta sosyal bilimcilerden oluşan büyük bir ekip organize ederek sahadaki asker kaybını önlemenin yollarını düşünmeye başladılar. 1990’lı yıllarda ABD ordusu, drone ve insansız hava araçları için toplamda 300 milyon dolarlık bir bütçe ayırmıştı. 11 Eylül’ün ardından Afganistan ve Irak’ın işgal süreciyle bu bütçe tam 6 katına çıkartıldı ve 2005 yılına gelindiğinde 2 milyar dolardan fazla bir noktaya yükselmişti. Bu gelişimin kökleri ABD’nin Vietnam Savaşı yıllarına dayanmaktadır. ABD Ordusu Vietnam Savaşında da basit dronelar yardımıyla Vietkong gerillalarına karşı saldırılar ve sinyal bozma çalışmaları yürüttü. 1990’lı yıllar bu teknolojinin altyapısının gelişimi ve modernizasyonu için bir gelişim dönemi oldu. 11 Eylül 2001 günü bu teknoloji savaş alanlarına egemen olmaya başladı. Başta ABD olmak üzere büyük bütçelere sahip tüm ordular insansız hava araçlarına olan yatırımlarını hızlandırdı.

İsrail’in Heronları gitgide ünleniyordu. Bu Heronlar 24 saat aktif havada kalabiliyor ve bilgi akışı sağlayabiliyordu. İlerleyen yıllar içinde İnsansız hava araçları artık SİHA’lara yani silahlı insansız hava araçlarına dönüşmeye başladı. Bu noktada dünyada 16 ülke dikkat çekmekteydi. Özellikle Türkiye, ABD ve İsrail bu teknolojinin çok başarılı örneklerini üretmişti. Suudi Arabistan, BAE gibi körfez ülkeleri ABD’den ithal ettiği bu teknolojileri ordusuna katarken, Türkmenistan ve bir kısım Asya ülkeleri de Rusya ve Çin’den bu teknolojileri satın aldı. Ülkelerin savunma sanayisi için ayırdığı bütçenin ciddi bir kısmı artık otonom silahlara ve insan etkisinin minimum boyutlarda olduğu savaş teknolojilerine ayrılmaya başlandı.

Ülkemizde Durum Ne?

Türkiye’nin terörle mücadelesi ve Suriye savaşının Türkiye sınırları için çok daha ciddi tehditlere gebe olması nedeniyle Türkiye’nin aktif ve kapsayıcı güvenlik sistemlerine olan ihtiyacı şiddetlendi. Bu noktada ise İHA’ların üretimi ve geliştirilmesi gündeme alındı. Türk mühendisler oldukça başarılı bir çalışma ve verimlilik ortaya koyarak, kısa süre içinde; Anka, Bayraktar gibi İHA ve SİHA’larla Türk Ordusunun teknolojik envanterini ciddi miktarda güçlendirdiler.

Özellikle İHA ve SİHA teknolojisinin öncüsü olan ABD ve İsrail ile Türiye ilişkilerinin gerilmesi de Türkiye bu teknolojiyi millileştirme sürecini hızlandırdı. Türkiye özellikle Bayraktar ile ciddi derecede özgün bir teknoloji altyapısı yarattı. Bu teknoloji sayesinde Kuzey Suriye’deki terörist unsurlara ve Karabağ’daki işgalci Ermeni kuvvetlerine karşı büyük başarılar elde edildi ve Türk ordusunun asker kayıpları minimuma indirildi. 2000’li yılların başında ABD ordusunun kendisi için koyduğu minimum zayiat hedefi bugün Türkiye’nin kendi öz kaynaklarıyla ürettiği insansız hava araçları sayesinde Türk ordusu tarafından başarılıyor. Diğer yandan Çin, tersine mühendislik yöntemleriyle ABD ve İsrail teknolojilerini ve modellerini kopyalayarak kendi drone, İHA ve SİHA’larını yapıyor. Türkiye ise ASELSAN, TÜBİTAK gibi köklü kurumların tecrübelerini ve kendi üniversitelerinde yetiştirdiği mühendisleri sayesinde oldukça özgün ve Türkiye’nin ihtiyaçlarına uygun sistemleri hayata geçirmektedir.

Ticari ve Ekonomik Boyutu

İşin Pazar boyutuna baktığımızda şimdilik İHA sektörünün büyüklüğünün 7.3 milyar dolara ulaştığını görmekteyiz. Önümüzdeki 10 yıl içerinse ise bu pazarın 100 milyar doları aşması öngörülmekte. Diğer yandan Çin, 2019 yılında ürettiği kopya 1500 İHA’ları çeşitli ülkelere satarak en fazla İHA ihraç eden ülke konumuna geldi. Fakat bu durumun kalıcı olamayacağı bellidir. Bu teknolojiler oldukça hassas dengelere ve özel otonom yazılımlara bağlıdır. Ters mühendislik yöntemleriyle kopyalanmış bu teknolojilerden alınacak verim asla özgün ve kapsayıcı olanlarla rekabet edemez. Verilerle birlikte bu pazara egemen olma potansiyeline en fazla sahip ülke Türkiye’dir.

Türkiye kısa süre içinde başta Azerbaycan, Pakistan gibi müttefik ülkeler olmak üzere Sırbistan, Libya, Ukrayna gibi birçok orduya bu teknolojiyi ve araçları ihraç ederek tercih edilebilir kuvvetli bir teknolojiye sahip olduğunu Pazar anlamında da kanıtladı. Diğer yandan ABD, her yıl 600 milyar dolar ayırdığı savunma bütçesini bu sene 740 milyar dolara yükseltti. Bütçenin en dikkat çeken yanı ise bu insansız hava araçlarının geliştirilmesi ve yaygınlıklarının arttırılmasını öngören maddelerdi.

Önümüzdeki seneler içinde Ortadoğu ve yakın coğrafyalarımızda nüfuz kurmak isteyen birçok gücün bu hava teknolojileri üzerinden bir strateji geliştirecekleri aşikardır. Bu nedenle rekabet gücünü ve teknolojileri daha da otonom ve etkin duruma getirmek için özel bütçeler ve organize ekipler kurmaktalar. Geleceğin dünyasına yön verecek insansız orduların temeli İHA teknolojisi üzerinden yükselmektedir. Diğer yandan bu meselenin sadece hava ile sınırlı olmaması gerekli. Örneğin bugün İsrail, Gazze sınırına robotlar yerleştirmiş durumda. Giriş ve çıkışları denetleyen bu devriye robotları gerekli bulunduğu takdirde ateş açma yapısını da sahip. Diğer yandan ABD’de ordusu da akıllı botlar kullanarak denizlerde insansız su araçları teknolojisini geliştirmektedir. Bu botlar sayesinde düşman gemilerle mücadele edebilen donanma zayiat vermeden saldırılar gerçekleştirebilmekte ve denizdeki savunma gücünü maksimum boyutlara çıkartmaktadır. Son olarak; Türkiye’nin hava alanında yakaladığı bu gücü diğer alanlara da yayarak güçlü bir robotik savunma altyapısı kurması elzemdir. Doğu Akdeniz’de insansız deniz araçları ve havada İHA ve SİHA’ları kullanan Türk ordusu hem küresel hem de bölgesel rakipleriyle oldukça etkin bir rekabet yürütecek ve güvenliğini maksimum boyutlara çıkartacaktır.

Şafak Yıldırım

Ben Şafak Yıldırım, 22 yaşındayım. Siyaset,ekonomi ve uluslararası ilişkiler konuları hakkında okurum. Okuduğum ve üzerine tefekkür ettiğim konuları insanlara aktarmaya çalışırım. Burada yapmak istediğim de ne bildiğimiz hakkında yaptığım tefekkürleri paylaşmak...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: