Yeni Normal ve Arapların İsrailleşmesi: Her Yönüyle Abraham Anlaşması

Tarihsel Süreç Işığında Abraham Accord

1948 yılında kurulan İsrail, 1971 yılında bağımsızlığını kazanan BAE’nin ilk lideri Zayed Bin El Nahyan tarafından “düşman” olarak tanımlanıyordu. 1971 yılına kadar İngiliz Doğu Hindistan Kumpanyasına ait olan Birleşik Arap Emirlikleri toprakları bağımsızlığın ardından ciddi bir ivme göstererek başta enerji ve turizm alanlarında Ortadoğu’nun yıldızı parlayan ülkelerinden birisine dönüştü. 70’li yıllarda Birleşik Arap Emirlikleri’nin dış politikada takındığı katı tavır 1990 yılındaki Körfez Savaşı ile değişmeye başladı Saddam’ın Kuveyt’i işgal girişimi başta Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere diğer Körfez ülkelerini ABD’nin ve dolayısıyla üstü kapalı olarak İsrail’in stratejik bir müttefiki haline getirdi.

1969 yılına kadar İran’ın Bahreyn’i kendi toprağı olarak görmesi ve Bahreyn’deki ciddi Şii nüfusun aktiviteleri diğer Körfez ülkelerini bölgesel anlamda ABD ve İsrail ile ortak bir tavır takınmaya itti. Diğer yandan, dünyanın en uzun binası olan Burj Khalifa’nın 2010 yılında açılması ile birlikte Birleşik Arap Emirlikleri’ne bağlı Dubai Emirliği’de bölgesel tavırların ve politikanın etkili olduğu atmosferi kırıp daha küresel bir konuma geldi. Gelirlerinin yüzde seksenini petrolden sağlayan Birleşik Arap Emirlikleri, başta İran olmak üzere bölgesel birçok tehditle mücadele etmektedir.

Özellikle İran hususunda İsrail ve ABD ile ortak paydada bulunan Birleşik Arap Emirlikleri dış politikası Batı dünyası ile Birleşik Arap Emirlikleri’ni ortak paydada buluşturmaktadır. 1979 yılında Enver Sedat’ın İsrail ile imzaladığı ve Mısır ve İsrail ilişkilerini normalleştiren “Camp David” Anlaşması’nın bir benzeri günümüzde İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında hayata geçiriliyor. “Abraham Accord” olarak dünyaya duyurulan anlaşma İsrail ve BAE olmak üzeri bölge siyasetini köklü şeklide değişime sokacak.

Anlaşmanın İçeriği

Geçtiğimiz Ağustos ayından itibaren dünya gündemine düşen Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail ilişkilerideki normalleşme adamlarının bir sonucu olan “Abraham Accord” iki ülke arasındaki hemen hemen tüm diplomatik ve stratejik ilişkileri kapsamaktadır. Yakın tarihte Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail arasındaki en net diplomatik ilişki 2015 yılında Abu Dabi yenilenebilir enerji Forumu’nda gözlemlendi. İsrail, enerji formu için Abu Dabi’ de diplomatik misyon açtı. Ticari alanda ilk nüveleri ni gösteren normalleşme adımları Günümüzde çok daha kapsamlı şekilde netlik kazanmıştır başta Donald Trump’ın özel çabaları ile geliştirilen iki devlet arasındaki ilişkiler yine ABD arabuluculuğu sayesinde “Abraham Anlaşması” ismi ile resmiyet kazandı.

İbrahim Peygamber’in üç büyük dindeki yerini vurgulayan “Abraham” ismi anlaşmanın ruhunuda gözler önüne sermektedir. Anlaşmanın Arap ülkeleri ve İsrail arasındaki tarihsel gerginliği noktalayacak köklü adımların en ciddi ve kapsamlısı olduğu belirtilmekte Öte yandan, Netanyahu’nun “Barış’a karşı barış” olarak nitelendirdiği anlaşma Bahreyn ve Suudi Arabistan tarafından da çok olumlu karşılandı her ne kadar anlaşmanın sonuçlarından birisi Batı Şeria’daki İlhak planın askıya alınması olsa da Netenyahu askıya alma sürecini geçici olduğunu vurguladı.

Bu anlaşma bir başka açıdan Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn gibi petrol ihracatına dayalı ekonomiye sahip ve stratejik açıdan ABD için ciddi öneme sahip ülkelerin kendilerini sınırlayan bölgesel ve kültürel duvarlardan arındırarak, daha küresel ve kapsamlı faaliyetler yapma talebi olarak okunabilir. Özellikle Suudi Arabistan veliaht prensi Selman’ın son yıllardaki dış politik tavırlarını ve gelecek vizyonunu incelediğimizde de bu durum çok rahatlıkla gözlemleyebiliriz. BAE lideri Muhammed Bin Zayed’de, bu anlaşmanın neticesinde İsrail ile başta Kültür, ticaret, teknoloji, turizm ve hatta askeri olmak üzere çok kapsamlı bir anlaşmaya imza atıyor.

Anlaşmanın Önemi

Anlaşmanın başta taraflar olmak üzere bölge ülkeleri ve ABD’ye çok ciddi etkileri bulunuyor. Libya ve Yemen’de aktif olan BAE ordusu İran’a karşı daha etkin olmak istiyor fakat bu noktada bölgede İran için ciddi bir tehlike olan İsrail ile yeterli bağlantı ve ittifakı kuramıyordu bu anlaşma BAE’nin İran ile giriştiği saha mücadelelerinde ona ciddi bir müttefik kazandırmış oluyor. Anlaşmanın İsrail’e olan faydası ise şöyle özetlenebilir; İsrail, kurulduğu günden beri maruz kaldığı bölgesel izolasyondan kurtuluyor. Öte yandan, 1920li yıllardan bu yana geliştirilen “Demir Duvar” ideolojisine göre bölgede güçlü şekilde varlığını sürdüren Yahudi Devleti, nihayetinde Arap ülkeleri tarafından kabul edilecektir.

Bu fikir Camp David ve 1994’teki Ürdün anlaşmasıyla genişleyerek başarılı şekilde sürdürüldü. Şuan yolsuzluk iddiasıyla boğuşan Netenyahu, Abraham Accord ile birlikte bu ideolojiye çok ciddi bir hizmet sunarak iç politikada kaybettiği gücü tekrar toplama ihtimali yarattı. Bir başka seçim zaferi isteyen lider olan Donald Trump, ABD seçimlerine 50 gün kala İran üzerinde tahakkümü güçlendirecek bu anlaşmaya liderlik ettiği ve İran üzerinde maksimum baskıyı kurduğu için Kasım seçimlerine giden yolda Trump için önemli bir yatırım oldu.

Anlaşmaya desteklerini bildiren Bahreyn Devleti içişleri bakanı Abdullah El Halifa, “İran’dan gelen tehditlerin arttığı dönemde bu anlaşma bölgenin ABD ile stratejik ilişkiler geliştirmesine önemli katkı sağlayacak” açıklamasında bulundu. 2018’de Körfez ülkelerinden 10 milyar Dolarlık yardım alan Bahreyn uzun süredir Arap Baharı’nın artçı sarsıntılarından etkileniyordu. Ülkenin Şii nüfusu hükümete karşı ayaklanarak Bahreyn hükümetini tehdit ediyor, Bahreyn ise bu ayaklanmalarda İran’ın parmağı olduğunu vurguluyor. Bu anlaşmadan tamamen rahatsız olan İran ise kendisine karşı geliştirilen bu ittifaka en üst perdeden eleştiri ve kınamalarda bulunmakta.

Diğer yandan anlaşmayı kendilerine karşı bir ihanet olarak değerlendiren Filistin yönetimi ve diğer Filistinli gruplar, bu anlaşmanın İsrail’e meşruiyet sağlayarak Filistin işgalini de meşrulaştırdığını vurgulayarak BAE’yi kınadı. Filistin Özerk Teşkilatı ise konu hususunda Arap Birliğini olağanüstü toplantıya çağırdı fakat bu çağrı da reddedildi. BAE ile İsrail arasında bu zamana kadar ciddi bir ilişki söz konusu değildi.

Fakat özellikle Covid-19 sürecinde ikili ilişkiler ve pandemiyle mücadele noktasında atılan ortak adımlarla iki ülke arasında hem diplomatik hem de sosyal sahada yakınlaşma ve normalleşmeler başladı. İran’ın Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen üzerinde bir Şii hilali çizerek bölgeyi kuşatması ve Hürmüz Boğazı üzerinden BAE’nin petrol ticaretini tehdit etmesi diğer yandan Katar’ın Türkiye yanlısı tavırları ve İsrail karşıtı İhvancı gruplarla ilişkiler geliştirmesi, BAE ciddi bir tehdit atmosferine sokmakta.

Buna karşın İsrail ile normalleşen ve hatta Abraham Accord ile normalleşmeyi müttefikliğe taşıyan BAE, ABD’den F-35 gibi ciddi askeri desteğide garantilemiş oldu. Libya ve Yemen’de aktif olan BAE ordusu İran ve Türkiye ile mücadele edebilmek için bu anlaşmayı ciddi bir güç olarak görüyor. Türkiye’de tıpkı İran gibi başta Libya ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını tehdit eden BAE’nin bölgede elini güçlendiren ve İsrail’e yayılma imkanı veren bu anlaşmadan rahatsız ülkeler arasında.

Önümüzdeki aylar içerisinde İsrail ve BAE arasında uçuş seferleri başlayacak. BAE ve İsrail birbirlerinin telefon kodunu da serbest bırakarak tam bir serbest iletişime geçecekler. Bölgede yeni ve alışılmadık bu ittifakın başta Doğu Akdeniz, Suriye, Yemen ve Lübnan’daki gelişmelere tekrar şekilleneceği aşikar. Şimdilik kazan-kazan denkleminde ilerleyen bu işbirliği bölgedeki sert ve keskin siyasal ve askeri dönüşümlerden nasıl etkilenir ? Tartışma konusu.

Şafak Yıldırım

Ben Şafak Yıldırım, 22 yaşındayım. Siyaset,ekonomi ve uluslararası ilişkiler konuları hakkında okurum. Okuduğum ve üzerine tefekkür ettiğim konuları insanlara aktarmaya çalışırım. Burada yapmak istediğim de ne bildiğimiz hakkında yaptığım tefekkürleri paylaşmak...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: