Covid 19 ile Gelmekte Olan Distopya

2020 yılını geride bıraktık bırakmasına ama etkileri hala sürüyor. Covid 19 virüsü sayesinde koca bir sene evlere tıkıldık. Kimimiz bu hastalığı geçirdi kimimiz bu hastalık yüzünden sevdiklerini kaybetti. 2020’nin son aylarına doğru aşı çalışmaları ile birlikte umutlarımız arttı. Bu hastalığı geride bırakacağımızı düşünmeye başladık. Acaba gerçekten öyle mi? Yoksa her şey yeni mi başlıyor? Bu yazıda size bir distopya anlatmak istiyorum.

Daha önce hiç Thomas Hobbes ismini duymuş muydunuz? Kendisi mutlak monarşi fikrinin kurucularından. Thomas Hobbes’un şöyle bir iddiası vardı; İnsanlık doğa durumunda (state of nature) çok aciz bir varlık ve bu durumda sadece kaos var olabilir. Kaos ise insanların korkması ve uzak durması gereken bir şeydir. Bu kaos durumunda olmasının sebebi insanların rasyonel kararlar verememesi ve yönetilme ihtiyacından dolayıdır. Bu yüzdendir ki kendi kitabında (kitabın ismi Leviathan) tüm insanları yönetecek ve mutlak gücü olacak bir kralın altında toplanmamız gerektiğini söyler. Peki, ben bunu neden anlattım? Günümüz de böyle krallar mı kaldı? Veya insanlar tüm haklarını bir insanın yönetimine mi bırakacak? Açıkçası tekrardan mutlak krallara geçeceğimizi söylemiyorum ama otoriter veya daha kötüsü diktatör rejimlerin tekrardan hortlayacağını söylüyorum. Bunun en büyük sebeplerinden biri tabii ki Covid 19 pandemisi ile devletlerin kazandıkları güçler olacaktır.

Bu Haberleri Gördünüz mü?

Birkaç gündür sosyal medya da bazı haberler dolaşıyordu bilmem fark ettiniz mi ama konuyla alakalı diye sizinle de burada paylaşayım dedim. İlk önce şöyle bir haber görmüştüm.  İspanya Hükümeti Covid-19 salgınına karşı geliştirilen aşılarla ilgili şöyle bir söylemde bulundu. İspanya da bu aşıları olmayan insanlar fişlenecek! Fişlenme nedenleri de diğer Avrupa ülkeleriyle bu insanları paylaşmak olduğunu belirtti.

Ek olarak aşı yaptırmanın zorlanmadığını ama fişlenmelerin mecburi olduğunu da belirttiler. Size soruyorum bu fişlenen insanlara ne olacak? Başka bir örnekle bunun cevabını verebilirim. Bu sefer gözümüzü Almanya’ya çevirelim. Almanya Sağlık Bakanı Spahn şöyle bir açıklama da bulunmuştu “Restoranlara sadece aşı olanlar girebilecek”

Bugün bize bunları alıştıra alıştıra söylüyorlar ama işin nereye gideceğinin farkındayız değil mi? Normal bir zamanda hukuksal açıdan yapamayacakları şeyleri ellerine bir koz geçmişken yapmaya çalışacaklar çünkü hiçbir devlet küreselleşmenin getirdiği zayıflama ile elindeki gücü bireylere, özel sektöre veya kuruluşlara vermek istemez.

İki gün önce Fatih Altaylı bir açıklama yapmıştı “Yılbaşı gecesi polis kimsenin evini basamaz. Kapıya gelir, içeri girmesi ancak mahkeme izni ile olabilir. Genel bir izinle de olmaz, kişiye özel izin alınması gerekir. Genelge ile ev basmayı normalleştirirseniz bugün Covid 19 ile olur yarın başka bir gerekçe ile.” Birçok insan Fatih Altaylıya abarttığını ve bu dediklerinin gerçek olamayacağını biz bir hukuk devletinde yaşıyoruz ve devlet bizim sağlığımız için böyle bir şey yapıyor diye eleştiride bulunmuştu.

Bir Noktaya Varıyoruz

Aslında doğru cevabı söyledik ama yanlış anladık. Devletlerin bu kadar sert kararlar almasını ve demokrasiye uygun davranmamasının bir nedeni var. Bu distopya ‘nın bir hikayesi var. Belki de bu distopya ‘yı savunuyormuşum gibi gözükeceğim ama maalesef doğru olan bir gerçek var. Dünyamız sandığımızdan daha hızlı gelişti. Biz teknoloji ve bilimin çok hızlı bir şekilde ilerlediğini düşündük ama bu pandemiyle beraber hala doğa anaya karşı aciz olduğumuzun farkına vardık. Hatta bu sefer geçmişten daha kötü durumdayız. Artık dünya bir köy ve imkanı olan herkes bir yerden bir yere gidebiliyor. Bu da demektir ki önümüz de Covid 19 dan başka pandemiler de göreceğiz. Mantıksız davranılan her hareket tekrardan ekonomik buhranların, isyanların ve ölümleri gelmesi demektir. Bu Covid 19 dönemin de herkesin fark ettiği bir şeyi söylemek istiyorum. Covid 19’un çıktığı bölge olan Wuhan yılbaşına büyük kutlamalarla girerken, Asya ülkeleri virüsü kontrol altına almışken batı ülkelerinin çoğu karantina içerisinde yeni yıla girdi.

Burada yanlış olan bir şey var! Asya ülkeleri ile Batı ülkeleri arasında ki fark neydi? İsterseniz Çin ve diğer ülkeler verileri gizliyor deyin ama aradaki kültür ve otorite farkını yok sayamazsınız. Asya ülkeleri kolektif  bir toplum yapısına sahiptir. Ben diye bir şey yoktur her zaman toplumu düşünürsünüz. Bu yüzden İktidarın koyduğu kurallar toplumsam huzuru sağlamak için çok önemlidir ve canınız pahasına o kurallara uymak zorundasınız (Bu durumu şu yazımda bahsetmiştim => Otoriter Kültürün Otoriter Etkileri: ÇİN). Batı toplumu ise bireyselliğe önem verilir. Kanunlar insanı korur. Özgürlüğünüz her şeyden önemlidir. Belki de bu yüzden pandeminin başında bazı ülkeler de maske karşıtı protestolar yapılmıştı. Maalesef tekrardan şu noktaya geliyoruz. Demokrasi normal zamanlar da işe yararken bu tür olağanüstü zamanlar da işe yaramıyor. Otoriter bir devletin insanları kısıtlaması gerekiyor.

Peki, bu zor zamanları atlattığımız da bu otoriter devletler kazandıkları güçleri bırakabilecekler mi? Her şey eski haline dönebilecek mi? Güç yozlaştırır dostlarım güç yozlaştırır. Bu distopya umarım yaşanmaz ama yazımı bugün The Economist dergisinin hazırladığı bir haber ile bitirmek istiyorum.

Barış Karakiraz

Merhaba ben Barış Karakiraz. Siyaset bilimi ve Uluslararası ilişkiler öğrencisiyim. 21 yaşındayım, İngilizce ve Rusça konuşabiliyorum. Küçüklükten beri oyun ve teknolojiye, bölümüm nedeniyle de Türk ve Rus siyasetine ilgim var. Bildiklerimi anlatmayı seven ve sabahtan akşama kadar tartışabilen gıcık insanlardan biriyim. Instagram

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: