Bir Başka Sosyalizm Yani Liberalizm!

Tarihten günümüze toplumlara ideolojiler ve doktrinler şekil vermiş ve toplumları idare ederek çeşitli amaçlar etrafında organize etmiştir. Tarihin en tartışmalı ve üzerinde fikir birliği en az sağlanan siyaset felsefesi ya da doktrinlerin başında liberalizm gelmektedir. SSCB’nin 1991 yılında dağılmasının ardından sosyalizm ve komünizm gibi sol fikirlerin dünya genelinde güç kaybetmesiyle ülkemizde de liberalizm kavramı ve siyaset felsefesi hem entelektüel hem de reel siyaset alanında gündem bulmaya hatta kitle oluşturmaya dahi başlamıştır. Özellikle 90’lı yıllarda Besim Tibuk’un hicivli ve radikal söylemleriyle popülerleşen liberalizm kavramı SSCB’nin dağılmasının yarattığı etkiyle Türk gençleri ve toplumu arasında da kendisine yer bulmaya başladı. Kavram tam manasıyla yerini ya da kitlesini bulabildi mi? bu ciddi bir muamma hatta bu yazının temel amacı Türkiye’de Liberalizmi irdelemekten ziyade liberalizmi tarihsel perspektiften inceleyerek onun ne olduğunu anlatmaya çalışmak olacaktır.

21.yy’ın ilk çeyreğini bitirken yaşadığımız soğuk savaş sonrası dönem bizlere ideolojilerin de tıpkı insanlar gibi tek merkezli, tek tip ve tek bir anlayıştan ibaret olmadığını tüm gerçekliğiyle ortaya koymakta. Tarihsel olarak baktığımızda Liberalizm, Marx ve Engels’e göre sosyalizmden önceki tarihsel safhanın teorisidir. Sosyalizm, liberalizmin hedeflerini ve amaçlarını zenginleştirerek onu pratikte gerçekleştirecek bir ideolojidir. Birçok önemli sosyalist yazar ve teorisyen kendi fikirleriyle liberalizm arasında ciddi bir zıtlık görmez çünkü başta Marx olmak üzere diğer tüm önemli sosyalist kuramcılar, sosyalizmi liberalizmin mirasçısı olarak tanımlar.

Özellikle 20.yy ilk yıllarından itibaren yukarıda bahsettiğim görüş kendisine taraftar toplayarak kitleselleşip ABD’de kurumsallaştı. Örneğin ABD’de sosyalist fikirleri benimseyenler kendilerine “liberal” demeye başladı. Günümüzde de bu yaklaşım sosyal ve eşitlikçi vaatleriyle ABD seçimlerine damgasını vuran liberal aday Bernie Sanders ile gözlemlenebilir. Fakat 1917 yılında gerçekleşen Ekim Devrimi tarihin ilk sosyalist ülkesini inşa ederek sosyalizm, liberalizm ve diğer birçok önemli siyasi ve sosyal kavramı tekrar inşa sürecine soktu. Öte yandan 2. Dünya Savaşından zaferle çıkan SSCB dünya entelektüellerini ve aydınları için bir merkez oluşturarak kendi fikirsel ordusunu yaratıp ciddi bir entelektüel güce ulaştı. Bu süreçte liberalizm ise uzun yıllar sürecek entelektüel bir tecrite maruz kalarak müphem ve gündeme dahi alınmayan bir konuya dönüştü.

Liberalizm çok uzun seneler tanımlayan değil tanımlanan bir fikir olarak köşesine çekildi. Diğer yandan 1980’lerde güçlenerek ortaya çıkmasına rağmen Liberalizm, birden fazla kavramı ifade eden hem doğru dürüst bir tanımı yapılmayan hem de önemi yeterince vurgulanmayan bir kavram olmayı sürdürdü. Diğer yandan Liberal düşünürlerin çoğunun iktisatçı olması ve iktisatçı olmayan liberal filozofların yeterince tanınmaması nedeniyle liberalizm ekonomik bir doktrin olarak kısıtlı bir perspektiften incelenmiştir. İktisatçıların fikirsel üretim motoru olduğu liberalizm teorisi sosyal ve siyasal meselelere önemli yaklaşımlar geliştirememiştir. Bu nedenle ekonomik bir doktrin olarak anlaşılan liberalizm Mises gibi yeniden inşacı bir liberale göre de “uygulamalı ekonomiden ibaret bir doktrin” olarak tanımlanmıştır. Liberalizm kavramı doğumundan 20.yy’a kadarki süreçte ciddi bir evrim geçirmiştir özellikle ABD’de klasik Liberalizmi-liberteryenizmi anlatırken sol ve etatist fikirler birleştirilerek “sosyalizm” kelimesi yerine kullanılmaktadır. Diğer yandan Bernstein ise sosyalizm ve liberalizm arasında yakın bir ilişki kurarak, günümüzde Norveç, İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde uygulanan sosyal demokrasinin liberalizmin bir devamı olduğunu buradan yola çıkarak liberalizmin “örgütlenmeli sosyalizm” olduğu görüşünü ortaya atmıştır.

Liberalizm uzun yıllar ciddi değişim ve dönüşümden geçmiş bir fikir olarak karşımızda durmaktadır. Bu teorinin katettiği entelektüel ve siyasal dönüşümleri irdelemeden onun tam manasını ve felsefesini kavramak imkansızdır. Bu yazının temel amacı liberalizmin yakın tarihin siyasal olarak en akışkan yıllarındaki dönüşümlerden yola çıkarak ne olarak görüldüğünü açıklamaktır. Liberalizmin kurucu babaları olan Adam Smith, Jhon Locke ve Thomas Hobbes gibi temel fikir insanların görüşlerini incelemek ve irdelemek çok daha uzun ve detaylı bir yazının konusu olabilir ancak. Şimdilik özellikle 19 ve 20.yy’ın yoğun atmosferinde yoğrulan ve evrilerek günümüzü ulaşan liberalizm kavramını yakın tarih perspektifinden inceleyerek anlatmaya çalıştım. Bir sonraki yazımda ise liberalizmin kurucu babalarını ve felsefi yaklaşımlarını inceleyeceğim.

Şafak Yıldırım

Ben Şafak Yıldırım, 22 yaşındayım. Siyaset,ekonomi ve uluslararası ilişkiler konuları hakkında okurum. Okuduğum ve üzerine tefekkür ettiğim konuları insanlara aktarmaya çalışırım. Burada yapmak istediğim de ne bildiğimiz hakkında yaptığım tefekkürleri paylaşmak...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: