Barok Dönem

ÖZET

Rönesans sonrası sanat dönemi olarak kabul edilen barok dönem sanat dünyasında çok önemli bir konuma sahiptir. Reform sonrası rönesans ile birlikte başlayan hümanizm fikri ve skolastik düşünceden kurtulmanın tavan noktası olarak kabul edilebilir, en önemli iki başlığı resim ve müziktir. Barok dönem resmi denildiği zaman şaşmaz akla direk Caravaggio gelir, aynı zamanda müzik konusunda da J. Sebastian Bach’ın yeri de tartışılmaz büyüktür. Bu yazıda barok dönemde yaşamış bu iki büyük ismin eserleri ve yarattığı etkiler hakkında bilgiler mevcuttur…

BAROK DÖNEM

     Yeniçağ’ın başlamasıyla birlikte Avrupa’da bilimsel, kültürel ve sanatsal açıdan büyük bir ilerleme olmuştu, ancak yeniçağ beraberinde birçok sorununda getirmiştir. 15, 16 ve 17. yüzyıllarda Avrupa’da patlak veren din savaşları, Avrupa ülkeleriyle beraber bütün dünyayı değiştirmiştir. Özellikle 16. yüzyılda Papalık tarafından çıkartılan para karşılığında günahlardan arındırabilme belgesi bardağı taşıran son damla olmuştu. Arınma ile yapılan sömürme o kadar çok artmıştı ki daha işlenmemiş günahlar dahi Papalık tarafından affedilebiliyordu. Durum böyle olunca yozlaşmaya başlayan kiliseleri gören Martin Luther bu kötü gidişatı engellemek adına faaliyete geçmişti. Luther tarafından ortaya konan “Kilisede Reform” fikri başta Avrupa olmak üzere birçok bölgede büyük etkiler uyandırmayı başarmıştı çünkü bu düşünceyi oluşturan temel yapıtaşı Tanrı ile insan arasındaki her şeyi kaldırmaktı. Bu reform hareketi ile birlikte artık katolik kilisesinin otoritesi zayıflamaya başlamıştı ve bu zayıflamayla birlikte bilim ve sanatın önündeki engeller kalkmaya başladı. 1559’da Câteau-Cambresis barış antlaşması ile sona eren İtalya savaşları sonra, merkezi İtalya olmak üzere bütün Avrupa’ya rönesans ve hümanizm akımları yayılmaya başlamıştı ve bu başlangıç tıpkı domino taşları gibi birçok büyük etkiye sebep olacaktı.

     16. yüzyılın sonlarına doğru başlayan ve 18. yüzyıla kadar süren Avrupa sanatına şekil veren mimarlık, heykelcilik, resim, müzik ve süsleme sanat alanlarında, rönesans dönemine tepki olarak ortaya Barok Sanatı çıkmıştır. Peki bu barok sanatı nedir ve ne demektir? Barok kelimesi köken olarak Fransızcadan (baroque) gelmektedir ve tuhaf, dağınık şekilli inci anlamına gelir. Barok üslubunun 18. yüzyıl sonrası daha sert tarzına ise “rokoko” denir.

Barok Dönemde Resim

     Barok resim, genel olarak rönesanstan kalan klasisizm ile maniyerizm akımları arasında kalan yıllarda karşımıza çıkmaktadır. İtalya’da bu yıllarda en önde gelen isim şüphesiz Caravaggio olmuştur. İtalyan ressam Caravaggio’nun doğum-ölüm tarihi ve yaşamı hakkında pek bilgi henüz ortaya çıkmamıştır. Sanat araştırmacıları elde bulunan en somut kanıtlar üzerinde hareket etmektedir. Bunlardan bir tanesi Broko’da bulunan Santa Stefano Kilisesi’nin kayıt defterleridir. 30 Eylül 1571 yılında Caravaggio’nun vaftiz edildiği bu kilisenin defterlerinde yer almaktadır. Buradan yola çıkarak Doğum tarihinin aşağı yukarı 30 Eylül olduğunu söyleyebiliriz çünkü o tarihlerde bebek ölümleri fazla olduğundan dolayı doğumlar üzerinden pek zaman geçmeden bebekler hemen vaftiz edilirdi. Caravaggio’nun Eylül sonunda doğmasını destekleyen bir başka kanıt ise arkadaşı Marzio Milesi’nin, Caravaggio öldükten sonra yazdığı bir yazıttan sağlanmaktadır. Caravaggio için “36 sene, 9 ay , 20 gün ömür” ifadesini yazmıştır, bu yazıtı kaynak olarak alırsak 28 Eylül 1573 yılında doğduğu gözükmektedir, ancak ay ve gün doğru olsa bile 2 senelik bir zaman farkı ortaya çıkmaktadır.

     1582-83 tarihlerinde Caravaggio henüz 12 yaşındayken annesinin teşviki üzerine bir usta ressamın yanında çıraklık yapma isteğini dile getirir. 1584 yılında annesi Tiziano’nun öğrencisi olan Simone Peterzano ile çıraklık anlaşması yapar, ancak bu konu hakkında elde bulunan bilgiler çok sınırlıdır.

     Caravaggio, çıraklık dönemi bittikten kısa bir süre sonra annesi vefat eder. Kalan son mal varlığını kardeşleri arasında paylaştıktan sonra hem kasabası hem de kardeşlerine olan bağlılığını kopararak 1592 yılında Roma’ya taşınmıştır. Caravaggio’nun Roma’ya gittiği ilk yıllarda manevi açıdan yalnız olmadığı söylenmektedir, çünkü babasının işvereni olan markisin karısı Costanza Colonna Caravaggio’yu aynı bir anne gibi korumak istiyordu ve bunun karşılığında herhangi bir şey beklemiyordu. Bundan dolayı olsa gerek, Caravaggio rahat durmayan, saldırgan ve kavga çıkartmaya meyilli bir karakter olarak bilinirdi. Arkasında destek olan Colonna ailesi olmadan bunları yapabilmesi pek mümkün gözükmüyordu.

    

Daha sonraki yıllarda Contarelli’nin azizi, Aziz Matta anısına yapılan bir şapel için üç adet sahnenin betimlenmesini istemiştir: çağrı, vahiy ve şehit. Uzun yıllar boyunca bu şapel içine farklı ressamlar girmiş ve kendi betimlemelerini yapmaya çalışmışlardır, ancak iş üzerine birçok talihsizlik meydana gelince, süreç Caravaggio’ya kadar dayanmıştır. Kilise, Aziz Matta, vahiylerini yazarken ve yazdığı sözlerin Tanrı’dan geldiğini kanıtlamak için yanına bir haberci elçi meleği çizilmesini istedi. Caravaggio, Aziz Matta’yı bir şeylerden haberi olmayan, yaşlı, fakir ve sıradan bir halk insanı olarak çizmeye karar verdi. Çalışmalarının sonunda karşısında ayakları çıplak, kirli ve sanki okumayı dahi bilmeyen bir Aziz Matta vardı. Yanında da göklerden inmiş, sanki ilkokulda öğretmenin öğrencilerine okumayı öğrettiği gibi Aziz’in ellerini yöneten genç bir melek koydu. Tabloyu kiliseye teslim ettiğinde, halk bunu Aziz Matta’ya yapılmış olan bir hakaretten saydı ve ortalık karıştı. Tablo, kilise yönetimi tarafından reddedildi ve yeni bir tablo yapma zorunluluğu Caravaggio’nun omuzlarına yüklendi. Başına kilise tarafından herhangi bir bela almak istemeyen Caravaggio, azizlerin nasıl gözüktüğüne dair en geleneksel kalıplara bağlı kalarak yeni bir tablo yapmaya başladı. İkinci tablo da en az birincisi kadar güzel olmasına rağmen, ilk tablodan daha az içten ve özgün olduğu şüphesizdir.

  

   Caravaggio’nun 1601 yılında yapmış olduğu “Aziz Peter’in Çarmıha Gerilişi” adlı eseri Santa Maria kilisesinde yer almaktadır. Hz.İsa’nın bir numaralı havarisi ve tarihteki ilk Papa olarak kabuk edilen Peter’in çarmıha gerilişini betimlemiştir, Caravaggio. Öncelikle bu eserin hikayesinden bahsetmek isterim; Hz.İsa’nın çarmıha gerildiğinden sonraki günlerde, Romalılar tarafından yakalanacağını anlayan Aziz Peter kaçmaya karar verir. Pek kullanılmayan yollardan birinde giderken, uzaktan ona doğru gelen birisiyle karşılaşır. İlk başta tanıyamamış olsa da biraz daha birbirlerine yakınlaşınca Peter o gelen kişinin Hz.İsa olduğunu anlar ve o ünlü soruyu “Quo vadis, Domini?”, efendim, nereye gidiyorsunuz? diye sorar. Hz.İsa’nın kararlı bir sesle “Roma’ya” cevabını verir. Bu cevabı duyan Peter’in gözleri faltaşı gibi açılmış halde “Niçin? Efendim niçin Roma?” diye sorar. Hz.İsa bakışlarını yere çevirerek, mağrur bir sesle “İkinci kez çarmıha gerilmek için!” diye söyler. Petrus, bu cevabı aldıktan sonra Hz.İsa’nın vermeye çalıştığı mesajı anlamıştır ve o gün ağlayarak Roma’ya geri döner, yakalanır ve başaşağı çarmıha gerilir. Başaşağı gerilmeyi kendisi istemiştir çünkü ölürken bile efendisine hürmeti elinden bırakmak istememiştir. Tablodaki Peter’in yüzüne bir bakın, yaşlı ve fakir bir yüze sahip. Bakışlarıyla sanki “hadi bitirin şu işi, biran önce efendime kavuşmak istiyorum.” demektedir.

     Eserde barok dönem üslubunun en önemli yapıtaşı olan hareketi, yerçekimi ile sağlandığını görüyoruz. Aziz Petrus’un çarmıhını kaldırmaya çalışan adamlar; biri sırtlanmış vaziyette dururken, bir diğeri ip ile çarmıhı kaldırmaya çalışmaktadır. Biraz sonra acaba kaldırabilecekler mi yoksa düşürecekler mi sorusunu sormadan geçemiyoruz.

Barok Dönemde Müzik

     Klasik Batı müziğinin temellerinin atıldığı zaman olarak tarihe geçen Barok dönem, dafne operası işe başlayıp, J. Sebastian Bach’ın 1750’deki ölümü ile sona eren 150 yıllık bir dönemdir. Rönesans döneminde opera denemeleri olsa da asıl gerçek sistematik ve sanatsal değeri olan operalar Barok dönemde yazılmıştır. Ayrıca, Rönesans döneminde temelleri atılan majör ve minör kalıpları da bu dönem içerisinde bir sistematiğe oturtulmuştur. Dönemin en önemli enstrümanı klavsendir. Barok dönemin son yıllarına doğru piyano da ön plana çıkmaya başlasa piyano için herhangi bir eser yazılmamıştır. Ayrıca keman da bu dönemden itibaren önem kazanmaya başlamış, bir çok eserde birincil enstrüman olarak kullanılmıştır.

    

Barok müziği denilince şüphesiz aklımıza gelen ilk besteci J. Sebastian Bach’tır. Neredeyse bütün bireyleri müzisyen olarak yetişmiş Bach ailesinde yüzyıllarca süregelen bir tecrübenin en zirvesini oluşturan Johann Sebastian Bach’ı yalnızca “Bach” olarak alabiliriz çünkü Bach öteki aile üyeleriyle karşılaştıramayacak kadar büyük bir müzisyen olmuştur.

     Bach, henüz 9 yaşında iken 1694’te annesini, henüz annesini kaybetme üzüntüsünü üstünden atamadan yalnızca bir sene sonra da babasını kaybetti. Bunun üzerine abisi olan Orgcu Johann Christoph Bach, anasız babasız kalan kardeşini büyütme görevini üstlendi. J.S. Bach, birlikte kaldıkları yıllarda abisinden uzun süre org dersleri aldı ve böylece Güney Almanya org geleneğini birinci elden tanıma fırsatı buldu. J.S. Bach müzik konusunda bilgisini arttırmaya o kadar çok hevesliydi ki, Lüneburg’ta elinde olan imkanlarla yetinmeyerek büyük bestecileri dinlemek üzere Hamburg’a kadar yürümeyi göze aldı. Hamburg’a gittiği dönemlerde Kuzey Alman Protestan müziği merkezdeydi ve org konusunda birçok önemli usta ile tanıştı, durum böyle olunca Bach, sadece farklı müzik gelenekleri tanımakla kalmayıp org yapımında da önemli bilgiler edindi.

     1707 yılında St. Blasius Kilisesine orgcu olarak işe girdi. İşe girdiği yıllarda dayısının vefatı ile birlikte gelen mirasla maddi açıdan rahatladı ve kuzeni Maria Barbara Bach ile evlendi. Bach çiftinin yedi tane çocuğu oldu ancak bunlardan sadece dördü hayatta kalmayı başardı. Bu çocuklardan Wilhelm Friedmann ve Carl Bach gibi önemli besteciler çıktı. St. Blasius Kilisesinde bir yıldan daha kısa süre kalan Bach Weimar’a yerleşti ve dükün sarayında orgcu olarak işe başladı. Saray orgcusu olmanın getirdiği yüksek maaş ile müzik perspektifini genişletti ve Avrupa çapında farklı bestecilerin eserlerini incelemeye koyuldu. Müzik konusunda bir usta olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Bach 1717 yılında işi daha da ileri götürerek Prens Leopold’un sarayında müzik direktörü olarak çalışmaya başladı ve bu yıllarda orkestra ve konçerto gibi çalışma alanlarına yöneldi. 1720’de talihsiz olarak eşi Maria Barbara’yı kaybeden Bach, bir yıl sonra genç Anna Wilcken ile evlendi ve bu evlilikten altı çocuğu oldu. Bu çocukların arasından Johann Christian çok önemli bir konuma sahip çünkü tahmin edebileceğiniz gibi babası onu bit müzisyen olarak büyütmüştü. Johann Christian bu bilgi birikimiyle birlikte uzun süre Londra’da yaşadı. Londra’da kaldığı yıllarda Mozart’la tanışmıştır ve ikisi de birbirinden etkilenmiştir. Özellikle Mozart’ın ilk senfonilerinde Johann’dan esinlendiğini söyleyebiliriz.

     J. S. Bach’ın sağlığı 1749’da bozulmaya başlamıştır ve takip eden yılda 1750 yılında hayata gözlerini yumdu. Bach, eserleriyle kendisini takip eden müzisyenlere adeta bir ışık olmayı başarabilmiştir ve günümüzde müziğin bu konuma gelmesinde büyük bir payı vardır.

KAYNAKÇA

https://www.academia.edu/36900542/Michelangelo_Merisi_da_Caravaggionun_Hayatı_Üslubu_ve_Eserleri

https://www.academia.edu/32120128/Halil_Inalcik_-_Ronesans_Avrupasi.pdf

Sanatın Öyküsü – E.H. Gombrich (Caravaggio ve Barok dönem kısmı)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: