Atmosferi ile Bizi İçine Çeken Beş Oyun

Selamlar GençlerNeDiyo’nun oyun sever takipçileri, Bugün yine bir liste içeriği ile karşınızdayım. Bazı oyunlar vardır atmosferi ile bizleri içine çeker, oynarken bir ciddi olur sanki ana karakterin yaşadıklarını yaşarız. Tüm oyun geliştiricilerin amacı budur aslında, hayal ettikleri deneyimi size yaşatmak. Maalesef çoğu büyük şirket bunu mali kaygılar yüzünden başaramaz. Başaran şirketler de zaten bizim gözümüzde şaheser diye hatırlanırlar. Bir oyuncuyu oyunun içine çekmek kesinlikle kolay değildir bunun için birçok özelliğe dikkat etmeniz gerekir mesela, oyun tasarımı, oyunun sesleri, müzikleri, oyunun iyi bir hikayesi ve tüketebileceğiniz birbirini tekrar etmeyen tonla içerik olması gerekir. Bunların hepsini aynı anda yapmak çok zor ama birkaç tanesini doğru bir şekilde yaparsanız zaten oyuncuları oyunun atmosferine çekebilirsiniz. Bugün dediklerimi yapabilen beş oyunu tanıtmaya ve neden bunları iyi yaptıklarını açıklamaya çalışacağım.

Not: Sıralamanın bir önemi yoktur sadece size daha iyi gösterebilmek için yapılmıştır.

5-) The Long Dark

The Long Dark iyi bir bağımsız yapımcının, oyun tasarımı hakkında iyi bir şeyler bildiğinde nasıl bir şaheser yapabildiğini gördüğümüz harika bir oyundur. Oyunun temel mekaniği Kanada’nın dağlarında zor şartlar altında hayatta kalıp ilerleyebilme üzerine kuruludur.  Oyunun müzikleri, sesleri manzaraları o kadar güzel ki bir süre sonra sanki cidden hikayeyi yaşayan sizmiş gibi davranmaya başlıyorsunuz. Yapımcı Kanada’nın soğuk ve çetin doğasını öyle bir kullanmış ki kimi zaman kendinizi kuzey ışıklarını izlerken, kimi zamanda bir kar fırtınasında nasıl donmadan bir yere gidebilirim diye düşünürken buluyorsunuz.

Bu konuda yapımcı direk bir röportajında şunları demişti. “ Oyunda doğanın önemi cidden çok önemli. Doğa ne kadar güzel olsa da sizin hayatta kalıp kalmadığınızı umursamıyor.” Eğer bir kere bile The Long Dark oynayıp deneyim ettiyseniz bu sözün ne kadar da doğru olduğunun farkına varıyorsunuz. Bakın bu sektörde koca koca şirketler çokça hayatta kalma oyunu yaptılar ama birçoğu The Long Dark gibi hayatta kalma sisteminin bir oyunda bu kadar etkili olduğunu hissettiremedi. Mesela oyunda her eşyanın bir değeri var- Biliyorum her oyunda eşyaların bir değeri vardır ama şöyle düşünün Skyrim de bir sürü pot var ve hepsini kullanmıyorsunuz bir süre sonra onlar size yük oluyor ama The Long Dark da bu durum böyle değil her eşyayı kullanıyorsunuz- ve sizin taşıyabileceğiniz bir eşya limiti var.

Duruma göre değişik stratejiler kurmalısınız. Oyun birçok yerde size fedakârlık yaptırmaya zorluyor. En büyük örneği eğer kalın kıyafetleri giyerseniz üşümezsiniz, kurtlar ve ayılar size fazla vuramaz ama bu tercihinizin sonucu olarak da yavaş koşmak zorunda kalıyorsunuz. Unutmayın bu oyunda her dakika sizin aleyhinize işliyor ve yapmanız gereken tek şey hayatta kalmak. Oyunda kullanacağınız mermi, yemek kalori hep bunları düşünmek zorundasınız. Hele en zor seviye oynuyorsanız bir hamle yapmadan önce iki üç kere düşünmelisiniz çünkü bir kere öldüğünüzde maalesef tüm oyun bitiyor aynı gerçek hayattaki gibi! Müzikleri bakımından da oyun sizi atmosferine çekiyor size o zor şartları hissettiriyor ve çoğu zaman kar fırtınası içinde yaşadığınız yalnızlık hissini çok iyi veriyor. Bağımsız yapımcıların böyle oyunlar yapması bizi çok sevindiriyor mutlaka bu oyunu denemenizi tavsiye ediyoruz!

Not: Oyun Xbox Gamepass de var aylık 15 TL ile oynayabilirsiniz. Xbox gamepass’in ne olduğunu merak ediyorsanız tıklayabilirsiniz

4-) Detroit: Become Human

İnteraktif oyunların günden güne kalitesinin azaldığı oyun piyasasında Quantic Dream’in çıkardığı Detroit Become Human kendi alanının şaheseridir. 18 Haziran 2020 de çıkan ve androidlerin günlük hayatımızın bir parçası haline geldiği 2038 yılında geçen hikâyemiz bilinç kazanarak insan emirlerine karşı gelen bir grup robotun hikâyesini anlatıyor. Bu tür oyunların en büyük sıkıntısı verdiğiniz kararların aslında oyunun kaderini pek de etkilememsi ama Detroit Become Human da bu durum kesinlikle böyle değil. Beşinci bölümde aldığınız karar yedinci bölümdeki kararı bile etkilediği için oyunun atmosferine kapılmak çok daha kolay oluyor. Çünkü oynarken şunları düşünüyorsunuz ben bu kararı verirsem diğer karakter nasıl etkilenecek? Bu kararım bir isyan mı başlatır yoksa uzlaşmacı bir yolun başlangıcı mı olur?  Seçimlerinde doğru veya yanlış diye ayrılmaması oyunu tıpkı günlün hayatımıza çeviriyor. Verdiğimiz kararlar tamamen bizim özgür irademize bağlı ve gri bir alanda dolaşıyor. Günümüzde birçok politik soruna da yer vermesi size şunu dedirttiriyor. “Bu oyunun yaşadığım dünyadan farkı ne?” En azından ben birçok kez bu soruyu sordum. Son olarak da oyunun tasarım harikasından bahsetmezsem kendimi suçlu hissederim

 Sinematografi, ışık kullanımı, alan derinliği, özellikle arka planların bulanıklaştırılarak karakterlerin duygularının öne çıkartılmasının sağlanması gibi çabaları oyun oynarken hissedebiliyorsunuz. Bunların kimisi ufak kimi büyük dokunuştur ama oyunun atmosferine ve derinliğine direk etki eden dokunuşlardır. Zaten bu yüzden GençlerNeBiliyo olarak listede yer verdik.

3-) Journey

Journey 13 Mart 2012 yılında ps 3 için That Game Company tarafından yayınlandı. Bu listedeki ikinci bağımsız yapımcı oyunumuz ve dikkatinizi çekeriz koca koca şirketlerin grafik pompalayıp bomboş oyunlarında bir atmosfere bağlanamıyorken bağımsız oyuncuların sade ama güzel fikirlerinde hep bir atmosfere bağlanıyoruz. Journey oyunu bunu en sanatsal biçimde başarıyor. Evet, sanatsal kelimesi bu oyun için türetilmiş bile olabilir ( o kadar iddialıyız ). Sadece yürüyebildiğiniz ve saklanabildiğiniz bir oyun düşünün anlatınca çok sıkıcı gibi duruyor değil mi? Lakin Journey bu iki mekaniklerle sanatsal bir oyun yapmış. Gelin bir düşünelim bir oyun sizi nasıl atmosferine çeker? Bir şeyin sizin ilginizi çekebilmesi için sizin o şeyi merak etmeniz gerekir. Bu oyunda bunu yapıyor. İlk bölümde sizi bir çölün ortasına atıp uzaklarda bir ikiye ayrılmış ışık saçan bir dağ gösteriyor ve bu kadar. Siz o dağı gördükten sonra galiba buraya doğru gideceğiz deyip yola koyulmaya başlıyorsunuz.

Yolda yıkık dökük harabeler görüyorsunuz anlıyorsunuz eskiden burada bir medeniyet varmış. Ne oldu onlara herkes nerede diye soruyorsunuz ama oyun asla bunu cevaplamıyor. Oyunda tamamen bir yalnızlık hissi var. Bu yalnızlık hissi merakla birlikte sizi oyunun içine çekiyor. Hele ikinci bölümde dağın eteklerine geldiğinizde atmosferin bir anda değişmesi ve büyük canavarlardan saklanmaya çalışmanız gibi özelliklerle oyun sizi sıkmıyor. Atmosferin tadına vara vara oynarsanız 6 saatlik sürecek sanatsal bir deneyim yaşayabilirsiniz. Birçok arkadaşıma bu oyunu önerdim ve hepsi en az 2-3 kez bitirdi o yüzden size Journey tavsiye ediyorum!

2-) The Witcher 3: Wild Hunt

Witcher serisi CD project’i  CD Project yapan bir seridir. Özellikle Witcher’ın 3. oyunu bir şaheserdir ve çoğu oyuncu bu konuda hem fikirdir. Journey de dediğim durumu hatırlıyorsunuz. Sadeliğim muhteşemliği. Witcher bu durumun tamamen tersi. Birbirini tekrar etmeyen bir birçok yan görevle, kocaman bir açık dünya olmasına rağmen grafikleri müthiş olan Witcher 3 birçok oyun şirketinin yapamadığını yapıp bize böyle güzel bir oyun verdi. Şunun altını çizmek isterim son iki Assassin’s Creed oyununu saymazsak Ubisoft hep kendini tekrar ettiği için eleştirilirdi. Ubisoftda da kocaman bir açık dünya vardı ama canlılığı olmayan ve sürekli aynı görevleri yaptığımız bu açık dünyalar bizi açık dünyadan soğuttu.

Kaer Morhen Kalesi

Bu yüzden Witcher belkide hala bizim gönlümüzde. Oyunu oynamıyorsunuz oyunu yaşıyorsunuz. Açık dünya da görev çeşitliliğinin fazlalığı, aklınıza gelen her şeyi yapabilmeniz, müzikleri, kendini tekrar etmeyen yapısı, ve güzelim manzaraları (özellikle Kaer Morhen kalesinin manzarası )sizi oyunun atmosferine hemen bağlıyor. Böyle giderse sabaha kadar Witcher 3 övebilirim o yüzden sizi o Witcher’ın gaza getiren müziği ile bırakıp listenin son oyununa geçiyorum.

1-) Red Dead Redemption 2

8 yıl 9 farklı stüdyo ve 3000 kişinin emeği olan Red Dead Redemption 2. Bunu özellikle belirtiyorum çünkü bazı firmalar her yıl oyun çıkartıp bizi nasıl üzdüklerini hatırlatmak için. Rockstar Games gösterdi ki gerçekten emek sarf edildiğinde oyunlar kendimizi dünyalarında kaybettiğimiz sanat eserleri olabiliyorlar. Özellikle Vahşi Batı konseptini seviyorsanız Red Dead Redemption 2 sizin oyununuz.  

Oyun birçok konsepti işlediği için hikâye direk bu demek zor ama ilk oyundan 12 yıl önce geçiyor RDR2.  Van der Linde çetesinin nasıl ilk oyundaki haline geldiğine (yani dağıldığını) bize yavaş yavaş yaşatarak gösteriyorlar. Ana karakterimiz Arthur Morgan karakterinin gelişimi cidden çok iyi. Oyun içerisinde Arthur karakteri değişse de etrafında olup biten değişime ayak uyduramayan ve çağ dışı kalan bir karakter haline geliyor. Bildiği ve sevdiği her şeyi yavaşça yok olan bir adamın hikâyesini yaşıyoruz.  Bu değişimi oyun boyunca hissettiğiniz için oyunun atmosferi sizi bağlıyor. Mekânlar tasarımlar ve mekanikler hepsi hikâyeyi destekliyor ve oyunu oynarken gerçek hayatta olan biri gibi düşünmeniz lazım. Çünkü karakter fiziğini cidden harika yapmışlar, bir yere tırmanırken, bir yerden zıplarken veya düşerken, kaygan zeminden yürürken bunların hepsinin farklı animasyonları ve fizikleri var. İlk başta şunu yaparsam ölmem dediğiniz şeyi yaptığınızda ölüyorsunuz çünkü bu kadar gerçekçiliğe alışamadığımız için başta garip gelse de alışınca bir birey gibi oyunun içinde yaşıyorsunuz.

Hazır vakaların arttığı bu günlerde evinizde kalıp bir Vahşi Batı deneyimini yaşamak istiyorsanız RDR2 sizin için en iyi seçenektir.

Bugünkü listenin de sonuna geldik umarım eğlenmiş ve bu oyunlardan bir tanesini gözünüze çarpmasını sağlamışımdır. Sağlıcakla!

Barış Karakiraz

Merhaba ben Barış Karakiraz. Siyaset bilimi ve Uluslararası ilişkiler öğrencisiyim. 21 yaşındayım, İngilizce ve Rusça konuşabiliyorum. Küçüklükten beri oyun ve teknolojiye, bölümüm nedeniyle de Türk ve Rus siyasetine ilgim var. Bildiklerimi anlatmayı seven ve sabahtan akşama kadar tartışabilen gıcık insanlardan biriyim. Instagram

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: