Twitter Yüksek Mahkemesi – Twitter’ın Yargılama Üzerindeki Etkisi

 

Sosyal medya, insan hayatının vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş olan ve hem ülkemizde hem de dünyada milyonlarca kullanıcısı bulunan, toplumsal, özgür ve denetlenmesi oldukça zor paylaşım ve iletişim alanı. İnsan hayatıyla bu şekilde iç içe girmiş olan bir mecranın, hukuk ve yargılama ile yollarının kesişmemesi ise kaçınılmaz bir gerçek. Öyle ki sosyal medya ve özellikle Twitter, ceza muhakemesinin şikayet anından, hükmün verilmesi anına kadar süren evrelerin tamamında, yetkililerce verilen tüm karar ve yargılama işlemlerini etki altına alabilen bir YÜKSEK MAHKEMEYE dönüştü…

Neden?

 İnsanlar koskoca devlet yargılamasına başvurup hak aramak varken, neden özel bir şirketin kurduğu internet sitesi üzerinden haklarını arıyor?

 Sebebi belli: İnsanlar devletin adaletine güvenmiyor! Üstelik dünyanın her yerinde…

Nüfus yoğunluğu ve haliyle dava sayılarının fazlalığı, hakimlerin her halükarda “o devletin memuru” olması, özellikle yüksek zümre insanların para veya tanıdık vasıtasıyla insan kayırması ne yazık ki Türkiye’de değil; tüm dünyada insanların başına gelen acı bir gerçek… Bu sebeple devletten ve yargı organlarından aradığı ilgi ve hakkaniyeti göremeyen insanlar, çareyi kitlesel etkileşim kurmanın en kolay yolu olan sosyal medyaya sığınmakta buluyorlar.

Bunun dünyadaki en büyük örneklerinden birisi olarak “#MeToo” hareketi gösterilebilir. Ekim 2017 tarihinde ABD’de başlayan bu sosyal medya hareketi, geçen zamanla birlikte büyük bir kitleye ulaştı ve bununla birlikte çok sayıda cinsel saldırı mağdurunun sesini duyurmasına yardımcı oldu. Bu hususla ilgili olarak detaylı bilgiye #MeToo Hareketi isimli yazısından ulaşmanız mümkün, bu sebeple burada daha fazla açıklama yapmaya gerek yok.

Buraya kadar övdük… Pekala bir de şu meseleyi ele alalım; Twitter üzerinden çeşitli hak talebinde bulunan veya yargı organlarınca verilen kararları beğenmeyen insanların çoğu hukukçu değil, çeşitli kanun ve prosedürler hakkında bilgileri yok ve sosyal medya üzerinde yaşanan “linç kültürü” sebebiyle bir karambol etkisi yaşanabiliyor. Gündeme tıklayan vatandaş şöyle güzelce iki tweet okuduktan sonra olay hakkında üstünkörü bir algıya sahip oluyor ve linç şöleni başlıyor, vurun kahpeye!

 Pekala yapılan doğru mu? Acaba TT olmuş bir suçla ilgili işin aslını araştırıyor muyuz? Birilerinin hayatını karartmış olabilir miyiz?

 Bu yazıda sosyal medya ve özellikle Twitter üzerinden yargılamaya yapılan olumsuz etkiye değineceğim… Toplaşın!

Sosyal Medyanın Soruşturma Üzerindeki Etkisi

Sosyal medyanın yargılama üzerindeki etkisi, özel hukuk davalarına kıyasla ceza muhakemesi evrelerinde daha fazla karşımıza çıkıyor. Ceza muhakemesini başlatacak olan “şikayet” ile birlikte, cumhuriyet savcılarının soruşturma açma zorunlulukları bulunuyor. Ancak bu mecburiyetin yanı sıra CMK m.171 gereği cumhuriyet savcısının soruşturmayı açmadan önce söz konusu şikayeti değerlendirme yetkisi de cumhuriyet savcısına verilmiş oluyor. Bu hususta cumhuriyet savcısına tanınan takdir yetkisi ile birlikte, şikayeti inceleyen cumhuriyet savcısının şikayete konu olan fiilin bir “suç” olduğuna ve bu suçun da işlenmiş olduğuna dair bir kanısının bulunması gerekiyor. Şikayete konu fiilin bir suç olduğuna ve bu suçun işlendiğine ilişkin bir “şüphe” sahibi olan savcının, soruşturmayı açması ve tarafsız bir şekilde gerekli soruşturma işlemlerini yapması gerekiyor.

Ancak bir gerçek var ki sosyal medya, insanların kolektif halde tepki göstermesi adına oldukça güçlü bir platform haline gelmiş ve bu sebeple çeşitli vakalarda savcının soruşturma açmadaki veya soruşturmayı yürütmedeki takdir yetkisini etkileyebilmektedir. Örnek olarak yakın zamanda oldukça gündeme gelen Şule ÇET davasında fail (söz konusu haberin paylaşıldığı tarihte kovuşturma devam ettiği için sanık olarak adlandırılan) Çağatay AKSU, vermiş olduğu ifadede sosyal medyada halkın galeyana getirildiğini ve burada paylaşılan yalan haberler sebebiyle kendisinin sebepsiz yere tutuklandığını dile getirmişti. Sonrasında diğer fail (haberin paylaşıldığı tarihte kovuşturma devam ettiği için sanık olarak adlandırılan) Berk AKAND’ın avukatının da savcıların sosyal medya baskısı altında işlem yaptıklarını ve sosyal medyanın olayı çarptırdığını ileri sürerek yapmış olduğu savunmada sosyal medyanın soruşturma aşamasında savcının takdir yetkisinin etkilediğine yönelik açıklamaları bulunmaktaydı.

Bu olay hakkında kişilerin masumiyetleri üzerinden bir yorum yapmamakla birlikte anlatmak istediğim husus, bu kişilerin “masum olabilme” ihtimallerinin nasıl etkilendiğidir. Şayet ceza hukukunun temelini oluşturan “masumiyet karinesi” gereği, bir kimsenin suçu ispat edilene kadar toplum ve mahkemeler nezdinde masum kabul edilmesi gerekirken, biz söz konusu kişiler hakkında mahkumiyet kararını Twitter üzerinden çoktan vermiştik…

Bunun yanında özellikle Gezi Parkı Olayları olarak adlandırılan eyleme ilişkin davalarda da özellikle Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ın görevli olduğu Berkin Elvan’ın ölümüne ilişkin soruşturma Twitter’da çok ses getirmiş ve defalarca “trend topic” olarak Twitter Türkiye gündemine oturmuştu. Mehmet Selim Kiraz’ın öldürülmesi eylemiyle dosyada görevli olan veya olacak olan savcılar veya hakimler adına baskı oluşturmak isteyen teröristler de yaptıkları eylemi sosyal medya üzerinden paylaşmıştı. Her ne kadar söz konusu fotoğrafın yayılması devlet tarafından engellenmeye çalışılsa da müdahale edilene kadar söz konusu fotoğraf çoktan milyonlarca insanın eline geçmişti… Bu hususta sosyal medyada insanların kitlesel halde tepki gösterme, eylem yapma imkanları ile ve doğruluğunun (sosyal medyanın niteliği gereği)denetlenmesi pek mümkün olmayan haberler ve bilgiler dolayısıyla savcının takdir yetkisini ve tarafsızlığını etkileyebileceği mutlak bir gerçektir.

Güncel Örnek

Bunun haricinde cumhuriyet savcısı, sanık hakkında uygulanacak herhangi bir tedbire gerek olmadığı görüşünde olmasına rağmen sosyal medyada oluşan tepkiler sonucunda sanığın gözaltına alınması talimatı verebilir ya da hakimden tutuklama talebinde bulunabilir. Örneğin yakın tarihte Rize’de gerçekleşen bir olayda B.G isimli şahıs yolda yürüyen R.T isimli bayanın yanına yaklaşarak kendisine saldırıda bulunmuş, sonrasında sanık B.G’nin tutuklanmasına gerek görmeyen cumhuriyet savcısı, sosyal medyada oluşan tepkiler sonucunda bu kararını değiştirerek sanık hakkında gözaltı talimatı vermiş ve sonrasında hakim tarafından da sanık hakkında tutuklama kararı verilmişti. Bu ve benzeri olaylar sosyal medyanın hayatımızda elde ettiği pay ile sıkça yaşanmaya başlamış ve yargılama evrelerinde adeta “bir ileri iki geri” dediğimiz karmaşanın yaşanmasına neden olmaktadır.

HAKİM ÜZERİNDE OLUŞTURULAN BASKI

Cumhuriyet savcısı, soruşturmaya ilişkin delil incelemeleri ve gerekli işlemleri tamamlamasından sonra bir iddianame hazırlayarak bu iddianameyi mahkemeye sunmaktadır. Mahkemenin iddianameyi kabul ederek dava açılmasına karar vermesi “ara muhakeme” olarak adlandırılır. Dava açıldıktan sonra yürütülen yargılama sürecine ise “kovuşturma evresi” denmektedir. Bu hususta, çeşitli baskılar altında hazırlanan iddianameye ilişkin olarak bir hakimin kovuşturma evresine geçilmesine gerek olmadığına karar vermesi mümkün olabilir mi? Buna ek olarak yine hakimin yargılama sırasında dosyaya bakışındaki “tarafsızlık” koruna bilecek midir?

 Ceza muhakemesinin temel ilkelerinden bağımsız ve tarafsız hakim ilkesi, hakimlerin kararlarını verirken özgür olmalarını, her türlü kaygıdan, maddi ve manevi baskıdan ve etkiden uzak bulunmaları ile mümkündür. Bu ilke, adil yargılanmanın ve kovuşturma evresinin temel şartını oluşturmaktadır ve bu ilkeye aykırı faaliyetlerle hakimlerin baskı altına alınması, hukuk sistemi açısından acı sonuçlar doğuracaktır. Sosyal medyanın hakimler veya daha geniş bir tabirle yargılama faaliyetinin karar mekanizmaları üzerinde oluşturduğu veya oluşturacağı baskı, ne yazık ki hakimlerin bağımsız ve tarafsız olmalarına müdahale edecek ve tabii ki bunun sonucunda hakimlerin tarafsızlığı ile neden-sonuç ilişkisi içinde bulunan hatta doktrinde çeşitli çevrelerce eş anlamlı olarak kullanılan mahkemelerin bağımsızlığı ilkesine de gölge düşürecek ve sanığın adil yargılanma hakkını da elinden alacaktır.

 Bu durumla ilgili İngiltere’de yapılan bir röportajda “Lord Chief Justice” yani yargılama şefi olarak adlandırılan makamınbaşı olan Ian Burnett, sosyal medyanın hakimler ve hukuk kuralları üzerinde yoğun ve dayanılmaz bir baskı oluşturarak yargılamalarda verilen kararları etkilediğini ve hatta sosyal medyada oluşturulan bu kitlesel baskının hukuk kurallarını baltaladığını dile getirmektedir. Bu husus göstermektedir ki sosyal medya üzerinden hak arama eylemi, sadece bizim ülkemizde değil pek çok “gelişmiş” ülkede de yaşanmaktadır.

MASUMİYET KARİNESİ VE ADİL YARGILANMA İLKESİNİ ORTADAN KALDIRIYOR

 Modern hukuk sistemlerinin kabul ettiği en önemli iki ilkeden biri masumiyet karinesi diğeri ise adil yargılanma ilkesidir.

 Masumiyet karinesi, bir kişinin suçlu olduğunun kesin olarak yargı mercilerince onaylanmadığı sürece masum sayılmasıdır.

 Pekala Twitter’da tepki çeken olayların “şüphelileri” sizce bu haklardan yararlanabiliyor mu? Twitter gündemine düşmüş bir yargılamada, şüpheli kişinin suçlu olup olmadığını yeterli bir şekilde kontrol edemiyoruz ve o kişi yargılama sonuçlanana kadar bizim için zaten suçlu haline gelmiş oluyor. Pekala adil yargılanması gereken şüpheli, mahkemeye çıktığında hakim nezdinde maça 3-0 geride başlamıyor mu? Kişinin ceza almasına sebep olarak iyi bir şey yapıyoruz… Ancak bu kişi ya masumsa?

 Ürpertici bir soru sorayım, bugün ünlü bir Twitter fenomeni sizin fotoğrafınızı paylaşarak “beni taciz etti, pis sapık” konulu bir tweet atsa ne olur? 10 Aşamada anlatayım;

  1. Bir anda aleyhinizde binlerce tweet atılmaya başlar
  2. İnsanlar her yerde sizin fotoğraflarınızı paylaşarak sapık olduğunuzu söyler
  3. 2 saat içerisinde binlerce insanın gözünde “sapık” olursunuz.
  4. Soruşturmaya gerek olmayacak bir mesele de olsa toplumdan çekinen savcı hakkınızda soruşturma açar
  5. Soruşturma sırasında tutuklanmanızı gerektirecek bir durum olmasa bile hakkınızda tutuklama kararları verilir, tutuklanırsınız. Tutuklanmazsanız Twitter üzerinden gelen tepkiler sonucunda savcı geri adım atar, bir hafta içinde emin olun tutuklanırsınız.
  6. Hakim, soruşturmadan sonra hazırlanan iddianameyi kabul etmek istemese bile sosyal medya baskısı sebebiyle kabul edecek ve hakkınızda kamu davası açılacaktır
  7. Kovuşturma evresiyle birlikte hakim size karşı olan tarafsızlığını koruyamayacaktır
  8. Siz ve avukatınızın yaptığı tüm açıklamalar, mahkemeler ve toplum nezdinde “yalan” kabul edilecektir.
  9. Yargılama sonucunda suçsuz bulunursanız, hak yerini bulmamış ve devletin mahkemelerine güven kalmadığı için birileri sizi özgür bırakmıştır. Suçlu bulunursanız, hak yerini bulmuştur.
  10. Beraat alsanız bile binlerce insanın gözünde sapık olarak kalmaya devam edersiniz.

 Farkında mısınız bilemiyorum, Twitter’da oluşan linç kültürüyle birlikte fenomen olmasa bile, 2.000 aktif takipçili bir Twitter hesabı olan herkes 2 saat içerisinde hayatınızı büyük bir çıkmaza sürükleyebilir!

 Sevgili Twitter Yüksek Mahkemesi üyeleri; tam olarak fikir sahibi olmadan attığınız o tweetlerle birilerinin hayatını karartıyor olabilirsiniz. O linç tweetlerini atmadan önce iyi düşünün, olur mu?

Emre Yıldırım

Herkese selamlar ben Emre YILDIRIM. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum, 23 yaşındayım ve hala İstanbul'da avukatlık yapmaktayım. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yönetimi öğrencisiyim. Bazı şeyleri içimde tutunca başım ağrıyor, ben de hayatta kalmak adına sizlere yazıyorum...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: