Memleketimden Deprem Manzaraları: Hukuksal Açıdan Depremler

 Deprem, yaşam üçgeni, deprem çantası, deprem öldürmez bina öldürür vs. bu konularda maşallah bütün memleket profesör. Ama ne hikmetse biraz kuvvetli bir deprem oldu mu, yüzlerce insanımızı kaybediyoruz.

 Geçtiğimiz günlerde İzmir’de yaklaşık 15 saniye süren, 6.6 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Daha ilk günden 25 kişi öldü, 804 kişi yaralandı. En son paylaşılan veriye göre ise ölü sayısı 107, yaralı sayısı 144 olarak belirtildi.

 Hasarlı binaları kim denetler? Belediyenin sorumluluğu nedir? Yetkili belediye mi yoksa bakanlık mı? Çok garibime giden bir mesele var ki, Türkiye’de hasarlı binaların denetim yükümlülüğünün kimde olduğunu kimse tam olarak bilmiyor. Haliyle İzmir depreminden sonra Aziz Nesin’in sözünü haklı çıkaran vatandaşlar da sorumluluğu siyasete yatırdı, AKP’li vatandaş belediyeyi; CHP’li vatandaş bakanlıkları suçladı…

 Başımızdan eksik olmasınlar, bizim siyasetçiler de ateşi harlamayı severler; cumhurbaşkanı belediyeyi suçladı, belediye yetkim yok dedi bakanlığı suçladı, bakanlık müteahhitleri suçladı… Bu sıralama uzar gider!

 Pekala, bakalım kanun kimi suçluyor?

Depremde Müteahhitin Sorumluluğu Nedir?

Müteahhitler, öncelikle bilinmelidir ki binaların yapımında TTK’nın bir tacirden beklediği “özen ve yükümlülükleri” yerine getirmek zorundadırlar. Bu özen ve yükümlülükler lafzı çok geniş şekilde yorumlanmakla birlikte; basit tabirle, bir işi meslek olarak yapan bir insanın bildiği veya bilebileceği hususları göz önünde bulundurarak, yaptığı işi “hakkıyla” yapmasıdır. Yani eğer bizim müteahhidimiz işini yaparken gerekli özeni göstermişse ve binanın yıkılması olağanüstü bir sarsıntı sebebiyle (örneğin 9.0 şiddetindeki depremde sağlam bir binanın da yıkılması veya en azından hasar alması muhtemeldir) gerçekleşmişse, müteahhidimiz gerekli özeni gösterdiğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulacaktır. İzmirli müteahhit yakınları hemen sevinmesinler çünkü 6.6 şiddetinde ve 15 saniye süren bir deprem pek de OLAĞANÜSTÜ bir afet değil.

 Bu hususta öncelikle söylenmelidir ki; bina kolon ve kirişlerindeki hesap hataları, gerekli malzemeleri kullanmama, ucuz işçilik gibi meydana gelebilecek hasarlardan müteahhitler sorumlu olacaktır.

 Ancak TBK’nın ayıp hükümleri doğrultusunda da söylemek gerekir ki, arsa sahibi veya kat malikleri, binayı müteahhitten teslim alırken birtakım kusurları açıkça görerek binayı kabul etmişlerse işte o zaman müteahhidin sorumluluğu daha dar bir yoruma tabi olacak ve ancak gözle görülemeyen veya o işi yapmayan kişiler tarafından anlaşılmayacak nitelikteki hususlardan sorumlu olacaktır.

Müteahhitlerin Sorumluluğu Kaç Yıl Sürer ?

 Normal şartlarda binada var olan bir eksiklik dolayısıyla meydana gelen hasardan dolayı müteahhidin sorumluluğu 5 yıldır. Ancak ağır bir kusur varsa o zaman müteahhidin sorumluluğu 20 yıl boyunca sürmeye devam eder.

 Ağır kusur lafzının yorumu elbet mahkemelerce yapılacaktır. Ancak herkes tarafından kabul edilebilecek şekilde binanın yapımında yıkanmamış deniz kumu kullanılması, bina kolonlarında demir kullanılmaması veya az kullanılması gibi durumların ağır kusur olduğu bir gerçektir.

 Özellikle ağır kusur hallerinde (mahkemece yapılacak yorumlar doğrultusunda) müteahhitlerin sadece özel hukuk bağlamındaki TTK ve TBK hükümlerinden değil; TCK doğrultusunda taksirle adam öldürme/yaralama benzeri suçlardan da ceza alması muhtemeldir.

Hasarlı Binaların Denetiminden Hangi Devlet Kurumu Sorumludur ?

6306 SAYILI AFET RİSKİ ALTINDAKİ ALANLARIN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ HAKKINDA KANUN

MADDE 3: “(1) Riskli yapıların tespiti, Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde masrafları kendilerine ait olmak üzere, öncelikle yapı malikleri veya kanuni temsilcileri tarafından, Bakanlıkça lisanslandırılan kurum ve kuruluşlara yaptırılır ve sonuç Bakanlığa veya İdareye bildirilir. Bakanlık, riskli yapıların tespitini süre vererek maliklerden veya kanuni temsilcilerinden isteyebilir. Verilen süre içinde yaptırılmadığı takdirde, tespitler Bakanlıkça veya İdarece yapılır veya yaptırılır.”

“(2) Riskli yapılar, tapu kütüğünün beyanlar hanesinde belirtilmek üzere, tespit tarihinden itibaren en geç on iş günü içinde Bakanlık veya İdare tarafından ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir.”

 Kanun, görüldüğü üzere öncelikle topu Bakanlığın çıkaracağı yönetmeliğe atmış. Bakalım yönetmelik ne diyor…

“(1) ….Bakanlıkça istenecek sair bilgi ve belgeleri, İhtiva edecek şekilde hazırlanmış olan dosyaya istinaden ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenir ve teklif olarak Bakanlar Kuruluna sunulur.”

“(2) TOKİ veya İdare, birinci fıkrada belirtilen bilgi ve belgeleri ihtiva eden dosyaya istinaden Bakanlıktan riskli alan tespit talebinde bulunabilir. Bakanlıkça yapılacak inceleme neticesinde, uygun görülen talepler, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü alınarak, teklif olarak Bakanlar Kuruluna sunulur.”

“(3) Riskli alan belirlenmesi için bu alanda taşınmaz maliki olan gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri, birinci fıkrada belirtilen bilgi ve belgeleri ihtiva eden dosya ile birlikte Bakanlık veya İdareden riskli alan tespit talebinde bulunabilir. İdareye yapılacak talepler Bakanlığa iletilir. Bakanlıkça yapılacak inceleme neticesinde uygun görülen talepler, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü alınarak, teklif olarak Bakanlar Kuruluna sunulur.”

 Kanun ve yönetmelik kapsamında görüleceği üzere, öncelikle ilk adım yapı malikinden bekleniyor. Bugün İstanbul’da kentsel dönüşüm çerçevesinde bir müteahhit, eğer daha fazla kat çıkarak kendisine daire verilmesi mümkün değilse, kat malikinden en az 200.000 TL para istiyor. Demem o ki, öncelikle yastığın altındaki şu 200.000 TL paranızı(devlet var diyor?) çıkartıyorsunuz. Tabi İstanbul için devam etmek gerekirse, ortalama olarak bir binada 10 daire olduğu ve 10 dairedeki tüm kat maliklerinin yastıklarının altında 200.000 TL parası olduğu da kabul edilirse, öncelikle Bakanlık tarafından yetkilendirilmiş özel veya kamu kuruluşlarına giderek risk tespiti yaptırıyorsunuz.

 Diğer bir durumda, eğer binanız çok riskli durumdaysa, Bakanlık bu tespiti yapmanız için sizi mecbur bırakabiliyor ve tespit yaptırmanız gerektiği ihtarlarına rağmen test yaptırıp ilgili makama sunmazsanız, idari para cezasıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Sonrasında, yaptırdığınız risk tespiti doğrultusunda İl Bakanlık Müdürlüğü veya Belediyelere giderek bu raporları teslim ediyorsunuz, onlar da Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığından görüş alarak bu hususları Bakanlığa iletiyorlar ve sonrasını bakanlık hallediyor, binanız yıkılıyor.

 Bir diğer ihtimal olarak, TOKİ veya Belediye de sizin binanız için gerekli risk tespit belgelerini toplayarak binanın yıkılmasının değerlendirilmesi için Bakanlıktan talepte bulunabiliyor.

 Bu konuda kimlerin sorumlu olduğunun bilinmemesini sanıyorum yukarıda yer verdiğim kanun ve yönetmelik maddelerinde daha iyi anladınız. Bu hususta kanun koyucu öyle bir kanun yazmış ki, sanki herkes sorumluymuş gibi geliyor… Sorumluluk hususunda izahatı yapalım;

 Kanunun gözünde birinci ve en temel suçlu SİZSİNİZ. Çünkü görüldüğü üzere kanunda asıl olan, risk tespiti için taşınmaz malikinin başvuru yapmasıyken, diğer ihtimaller istisna olarak ele alınmış. Yani asıl suçlu ölen vatandaşın kendisiyken, bundan sonra Bakanlık, bundan sonra da Belediye suçlu sıralamasına giriyor.

 Tabii ki yukarıda anlattığım 200.000 TL vererek dairenizi yenileme meselesi tüm ihtimallerde karşınıza çıkıyor. Yani, sizin binanızın yıkımı için başvuruyu belediye de yapsa, bakanlık kendiliğinden de dikkate alsa, devlet gelip binayı yıkıyor ve oradan ayrılıyor… Vatandaş krediyle aldığı evin borcunu 20 senede ödüyor, bu süreden sonra bir de bina eskidi mi? Hadi bakalım bir kredi daha çek, 200.000 TL borcu da 10 senede bitirirsin.

SON SÖZ

 Durumu iyi olduğu halde risk tespiti için başvuru yapmayan vatandaş suçludur elbet. Ancak bu sorumluluk üçlüsünden durumu iyi olmayan vatandaşı çıkarmak gerekir; asıl suçlular Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Belediyedir. İşin aslını yapmak kendi yetkisindeyken, Bakanlığın belediyeye kızması, suçu üzerinden atma çabasıdır. Belediyenin de riskli konutların tespitini yapıp Bakanlığa iletmesi için yetkisi varken bu tespiti yapmaması da Belediyenin suçudur, hiç öyle benim yetkim yok demesin. Senin yıkmaya yetkin yoksa Bakanlıktan talep etme hakkın var!

 İşini hakkıyla yapmayan müteahhit suçlu anladık… Peki vatandaşı müteahhidin vicdanına bırakan, denetimi hakkıyla yapmayan devlet kurumlarının suçu ne olacak?

 Yani sizin anlayacağınız, gariban hariç herkes suçlu…

 200.000 TL’si olmayıp devletinden de destek göremeyen vatandaş… Yokluk içerisindeyken tekrar borçla yaşamak yerine “ne olacaksa olsun” diyerek yaşadığını biliyorum. Bu yüce devlet sana bir teşvik çıkartamıyor da paran varsa gel yardımcı olalım diyor ya, merak etme buradaki tek suçu olmayan sensin.

 Korkma, enkaz altında ölürsen ünlü olursun; hayatta kalırsan da devlet seni bir süreliğine konteynır evlere yerleştirir. Devlet baba burada yahu, korkma…

Bu konuyla ilgileniyorsanız şu yazımıza da bakmak isteyebilirsiniz => Türkiye’nin Gerçeği Depremler

Emre Yıldırım

Herkese selamlar ben Emre YILDIRIM. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum, 23 yaşındayım ve hala İstanbul'da avukatlık yapmaktayım. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yönetimi öğrencisiyim. Bazı şeyleri içimde tutunca başım ağrıyor, ben de hayatta kalmak adına sizlere yazıyorum...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: