Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığı

Türkiye, Avrupa Konseyi’nin 47 üyesinden biridir. Türkiye’nin 1949’da kurucu üye olarak katıldığı bu konsey, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de içine alan bir yapıdan oluşmaktadır. AİHM’in yaptığı yargılamaların dayanağı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’dir. AİHS ise Türkiye Cumhuriyeti tarafından 4 Kasım 1950’de imzalanarak yürürlüğe konulmuş, Türkiye’nin taraf olduğu bir sözleşmedir.

AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olan bir devlet tarafından “mağdur” statüsüne düşürülen kişilerin başvurabileceği bir kanuni mercidir.

Bizim bu yazımızda esas inceleme konumuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını “Sözleşme” çerçevesinde incelemekten ibaret olacaktır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesine göre Sözleşmeye taraf tüm devletler AİHM kararlarına uymakla yükümlüdür:

AİHS Madde 46/1: “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.”

Türkiye, işbu sözleşmeyi imzalarken 46. maddede bahsedilen, Mahkeme tarafından verilen kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt etmiş bulunmaktadır. Bir karar, o kararın ya Büyük Daire kararı olmasıyla ya da bir daire tarafından verilen kararın Büyük Daire’ye taşınmamasıyla kesinleşir. Kesinleşmiş kararların üye devletçe uygulanmasının sağlanması, Bakanlar Komitesinin (Avrupa Konseyinin karar organıdır.) denetimi altındadır:

AİHS Madde 46/2: “Mahkeme’nin kesinleşen kararı, infazını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir.”

İlgili madde hükümleri uyarınca, AİHM tarafından verilen kararın, üye devlet tarafından uygulanması bir denetime tabii tutulmuştur. Mahkemenin verdiği bir ihlal kararının infazı için mağdur kişiye tazminat ödenmesinin yanı sıra, üye devletin bireysel ve genel tedbirler alması da beklenmektedir. Bireysel tedbirler, ihlali ortadan kaldırmaya yönelik tedbirlerdir (Haksız yere tutuklu mağdurun serbest bırakılması gibi.). Genel tedbirler ise tekrar aynı ihlalin yaşanmasını ortadan kaldırmaya yönelik hukuki düzenlemeler yapmaktır. Sözleşmeye taraf devlet, aleyhine verilen karar üzerine aldığı tedbirleri Komite’ye bildirmekle yükümlüdür. Komite, alınan tedbirlerin yeterli olup olmadığını denetler.

Son tahlilde, kesinleşen Mahkeme kararlarının bağlayıcılığı tartışmasız olup kararlara uymamanın yaptırımı da bulunmaktadır. Üye devletler, AİHM tarafından aleyhine hükmedilen bir kararı uygulamazsa Bakanlar Komitesi, üye devlete siyasi ve diplomatik baskı uygulayabilir. Bu konuda kanuni düzenleme, Türkiye’nin imzacı olduğu Avrupa Konseyi Statüsü ile yapılmıştır:

Avrupa Konseyi Statüsü Madde 8: “3. madde hükümlerini ciddi biçimde çiğneyen herhangi bir Konsey üyesinin temsil hakları askıya alınabilir ve Bakanlar Komitesi tarafından 7. madde hükümlerine göre çekilmesi istenebilir. Böyle bir üye bu isteğe uymazsa Komite, belirleyebileceği bir tarihten başlayarak bu üyenin Konsey üyeliğinin sona erdiğine karar verebilir.”

Avrupa Konseyi Statüsü Madde 3: “Avrupa Konseyinin her üyesi, hukukun üstünlüğü ilkesiyle yargı yetkisi içindeki herkesin insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanması ilkesini kabul eder ve 1. Bölümde belirlenen Konsey amacının gerçekleşmesinde içten ve etkin bir biçimde işbirliği yapmayı üstlenir.”

İmzacı olunan Sözleşme doğrultusunda, kesinleşmiş AİHM kararlarını tanımamanın, Konsey üyeliğini sona erdirmeye kadar varan bir yaptırımı bulunmaktadır. Özetle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesince verilmiş her karar kesinleşmiş bir karar olup bu karara uymamanın yaptırımı Avrupa Konseyi Statüsü’nün 8. Maddesinde düzenlenmiştir. Dolayısıyla AİHM kararlarının taraf devletler açısından bağlayıcı olduğunu, iç hukukta bir sonuç doğurması beklendiğini söyleyebiliriz.

Bu yazıyı sevgili okurumuz Uğur Güney yazdı. = > Ulaşmak için lütfen tıklayın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: