Soykırım Yalanının Analizi

20.yüzyılın ortalarından bugüne, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olarak yaşamış neredeyse tüm Hristiyan milletlerin torunları toplu halde bir soykırım masalı anlatıp duruyor. 1821’de Mora’da on binlerce Türk, Yahudi ve farklı milletlerden insanı vahşice katleden Yunanlılar, kendi soykırım masalını uydurmuş durumda. Diğer yandan Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Batı Anadolu’da çoluk çocuk demeden korkunç katliamlara imza atan Rum ve Yunanlıların hala ahlaksızca “Bize soykırım yapıldı!” teranesini tekrarlaması da oldukça hastalıklı bir tutum. Bulunduğumuz dönemde bu yalanı en sistematik ve kolektif bir şekilde söyleyenler ise Osmanlı’nın “Millet-i sadıka” olarak adlandırdığı Ermenilerden yükselmektedir.  Birinci Dünya Savaşı esnasında Anadolu topraklarından pay alamayanlar, “soykırım” masallarına sarılarak bilek gücüyle yapamadıklarını iftira ile yapmaya çalışmaktadırlar.

TARİHİ NEFRET

1821’den 1923 yılına kadar ki yüzyıllık süreç içinde, yüz binlerce Türk’ü katleden, Megali İdea hedefiyle hareket eden Yunanlılar, İngiltere ve diğer emperyalist devletler tarafından kendilerine vaat edilen “Büyük Helen” Devletini kuramadılar. Cephede işlediklerini savaş suçlarını, tecavüzleri ve alçaklıkları uluslararası destekle örten Yunanistan, kendi soykırım yalanını uydurmuş vaziyette.

Baltayla Türk köylüsü öldüren bir Yunan askeri.

EOKA çeteleriyle katliamlar yapan, bebekleri ve savunmasız kadınları küvetlere doldurup katleden Rumlar da ayrı bir soykırım masalı uydurup inanmaya başladılar. 1950’lilerden 1974 yılına kadar Türkleri sistematik bir şekilde katliama tabii tutan ve Türksüz bir Kıbrıs hayaliyle katliam pratikleri yapan Rumlar sahada başarısız olunca tıpkı Yunanistan’daki ağabeyleri gibi “soykırım” masalını keşfettiler.

Çocukları Rum Çeteler tarafından katledilen Kıbrıslı Türk.

Avrupa’nın göbeği Srebrebitsa’da daha dün savunmasız çocukları ve kadınları katleden Sırplarda da aynı yöntem türedi. “Türklerden intikam almanın vakti geldi..” diyerek korkunç bir vahşete ve hayvanlığa imza atan Ratko Mladiç’i bağrından çıkartan Sırplar da “Türkler bize de soykırım yaptı” aslında diyerek elindeki kanı iftirayla temizleme yoluna gitti.

Srebrenitsa’da “Siz de Türksünüz” denilerek katledilen 8372 masum insan.

Yunanlılar, Türkleri Batı Anadolu’da yenemedi. Rumlar, Türksüz Kıbrıs’ı inşa edemedi. Sırplar, Balkanlarda Türk kimliğini silemedi. Ermeniler, “Hay Dat” ideali uğruna ahırlarda diri diri yaktıkları Türklerden toprak kopartamadı. Bütün güçleriyle Türk milletine saldıran ve korkunç mezalimlere imza atanlar sahadaki başarısızlıklarını birbirinin kopyası yalan ve iftiralarla gidermeye çalışıyorlar. Taşnak ve Hınçak çeteleriyle, Anadolu halkını katlederek sonuç alamayanlar bugün yalanla bir gerçeklik inşa etmeye çalışmakta. Halbuki, yalanla kurulan her şey çöker tıpkı “soykırım” denen yalan üzerine bina edilmiş Ermeni Devletinin bugün korkunç bir yoksulluk ve istikrarsızlık içinde çöküşe doğru gitmesi gibi!

SOYKIRIM YALANI

Bernard Lewis, Stanford Shaw gibi saygın tarihçilere göre; “Türkler, hiçbir zaman Ermenilere karşı bir iblisleştirme hareketi içerisinde olmamıştır.” Yani bu Ermeni Diasporasının “holokost” yalanını dayanaksız bırakmaktadır. Yahudi Soykırım’ını kopyalamaya çalışan Ermeni tezlerini kanıtlayan tek bir tarihsel, sosyolojik kanıt yoktur. Osmanlı tarihi incelediğinde; Osmanlı sosyolojisinin en üst basamaklarında Ermeni Burjuvazisinin olduğu görülmektedir. Diğer yandan; Ermenilerin sosyal statüleri de oldukça yüksekti. Ermenilerin, “Millet-i Sadıka” olarak tanımlanması da Avrupa’da yüzlerce yıllık “Yahudi ve Çingene” iblisleştirilmesiyle benzeşmemektedir.

OSMANLI’DA ERMENİLER

1908 Jön Türk Devrimi’nin ardından Osmanlı’da dört Ermeni Partisi kurulmuş ve faaliyet yürütmüştür. Bunlar; Taşnaksütyun, Hınçak Partisi, Ramgavar Partisi ve Veragazmyal Hınçak isimli partilerden oluşmaktaydı. İlerleyen dönemde bu partiler komitacı ve terör faaliyetlerine girişerek Anadolu’da ciddi katliamlara imza attılar. Kendi yalanlarını Yahudi Soykırımı üzerinden açıklamaya çalışan Ermeni Tezlerinin tamamı tarihsel gerçekliklerle çürütülmektedir. Yukarıdaki siyasal partiler ve Osmanlı’daki Ermeni Siyaseti gerçekliği ile aynı dönemde Avrupa’daki Yahudilerin sosyal ve siyasal konumu kıyaslandığında Ermenilerin, ne sistematik ne de konjonktürel bir holokost’a tabii tutulmadığı rahatlıkla görülebilir.

Ermeni Partilerinin, İttihat ve Terakki ile olan ilişkileri de 1912 yılına kadar kuvvetliydi. 18 Temmuz 1912 yılında, Osmanlı’nın zayıflığı ve uluslararası güçlerin desteğinden faydalanan Taşnaksütyun Partisi; “İslamcılık ve Türkçülük faaliyetlerinden rahatsızlık olduğunu” duyurarak hem Osmanlı’ya hem de İttihat ve Terakki’ye karşı çıkışta bulundu. Büyük Ermenistan hayalinden vazgeçmeyen ve bu uğurda Anadolu’da büyük katliamlara imza atan Ermeni ırkçılığının partisi Taşnaksütyun’un, Türkçülük’ten rahatsız olması da ayrı bir ironidir.

Kısaca Ermeni Tezleri, birebir Yahudi Soykırımı ve pogromlarından kopya edilmiş hikayelere dayanmaktadır. Osmanlı’da burjuva haline gelmiştir. Siyasi parti kurup hem sosyal hem de siyasal faaliyetler yürüten bir kitlenin holokost’a ve pogroma tabii tutulduğunu söylemek mümkün değildir. Diğer yandan bu yalanları destekleyecek bir kanıtta sunulamamaktadır. Örneğin; Soykırım emrinin verildiği bir telgraf, şiddet emri gibi tarihi vesikalara dayanan herhangi bir kanıt yoktur.

YALANA TUTUNAN BİR ÜLKE

Günümüzdeki Ermenistan’ın ve Ermeni Diasporasının, hem sosyal hem de ekonomik durumları oldukça farklıdır. Ermeni Diasporası refah seviyesi yüksek ülkelerde yaşamaktadır. Bu diasporayı bir arada tutan ve kolektif hareket etmesini sağlayan yegane şey ise inandıkları soykırım masalıdır. Diasporadaki Ermeniler için Ermenistan romantik bir şeyden fazlası değildir. Ermenistan’daki halkın durumu ise içler acısıdır. Ermenistan’daki halk göbekten Rusya’ya bağlıdır. “Sochi to Yerevan” isimli Rus yapımı bir belgeselde röportaj yapılan Ermeni gençlerin tümü Moskova’ya gitmekten bahsediyor. Orta ve üst yaşlardaki Ermenistanlılar ise Rusya hakkında konuşurken “Mamuşka Russia” yani “Rusya Ana” diye bahsediyorlar. Ermenistan’ın kırsal kesimlerinde işsizlik %60’ın üzerinde diğer yandan yoksulluk ve eğitimsizlik gibi birçok etmen ülkeyi oldukça zor durumda bırakıyor. Ermeni Diasporasının romantik ideali olan Ermenistan toprakları Kafkaslardaki Ermeniler için yoksulluk cehennemine dönüşmüş vaziyette.

YOKSUL ERMENİSTAN

Ermenistan’ın Rusya’ya olan bağımlılığını anlatan bir karikatür

Ermenistan ise halkına iyi imkan ve gelecek sunamadığı için dört elle hamasete sarılmış durumda. Hükümet ülkedeki işsizliğe, yoksulluğa ve eğitimsizliğe herhangi bir çözüm üretemiyor. Ermeni Devleti ise okullarda, kamusal alandan siyasete sürekli aynı masalı anlatarak gerçeklere perde çekmeye çalışıyor. Günümüzdeki Ermenistan 1980’lerden kalma bir Rus kentini andırmakta. Gençlerinin tamamı Rusya’da inşaatlarda çalışıyor. Kadınlar ve yaşlılar ise hayalet kasabaları andıran şehirlerde kocalarının veya evlatlarının Rusya’dan geleceği günleri sayarak ömür tüketiyor. Ermenistan’ın kırsal kesimlerinde ise nüfus hayli azalmış vaziyette. İnsanların, ilaç, bebek maması veya besleyeci gıda bile bulmakta zorlandığı Ermenistan’da tek gündem “düşman Türkler ve soykırım yalanı.”

İspanyol diktatör Franco’ya ithaf edilen bir söz şöyle diyor; “Ben İspanya halkını seksen bin kişilik beşikler de uyuttum”. Bugün Ermeni Halkı da dev bir beşik haline getirilen soykırım masalıyla uyutuluyor. Beşiği, Batı’da ABD ve diğer Batılı ülkeler sallıyor. Doğu’da ise Ermenistan’ı yöneten oligarklar ve Rusya sallıyor. Ermeni Diasporası ise tutunduğu bu yalanla kitlesini domine ediyor. Soykırım anlatısı ise, Batılı ülkelerin siyasetleri için kullanışlı söylemler üreten bir mekanizma görevi de görüyor.

Şafak Yıldırım

Ben Şafak Yıldırım, 22 yaşındayım. Siyaset,ekonomi ve uluslararası ilişkiler konuları hakkında okurum. Okuduğum ve üzerine tefekkür ettiğim konuları insanlara aktarmaya çalışırım. Burada yapmak istediğim de ne bildiğimiz hakkında yaptığım tefekkürleri paylaşmak...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: