Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Nedir? Türk Toplumuna Uygulanması Mümkün Müdür?

ŞUNU UNUTMAYIN Kİ BANA HİÇBİR ŞEY OLMAZ!

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI NEDİR? TÜRKİYE ŞARTLARINDA UYGULANMASI DOĞRU MUDUR?

1) Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Nedir? HAGB Nedir?

 En kısa hukuki tanımıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması (zaman zaman HAGB olarak bahsedeceğim), sanık hakkında verilen cezanın belirli bir denetim süresi içerisinde hukuki sonuçlarını doğurmaması halidir. Ancak bu şekilde bir tanımlama elbette yetersiz kalacaktır.

 Gündelik ifadeyle anlatacak olursak; hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasında sanık, mahkeme tarafından sanık suçlu bulunmuş olsa bile, sanığın cezalandırılmasına ilişkin HÜKMÜN AÇIKLANMAYARAK, belirli bir denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlememesi halinde cezanın ortadan kaldırılması durumudur.

 Editörüm kızdığı için en gündelik haliyle; hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumunda mahkeme sanığın suçu işlediğini bilir ama ona vereceği cezayı açıklamaz, “5 yıl içerisinde suç işlemezsen sana bu cezayı vermem, ama işlersen yeni cezanla birlikte bunu cezadan da mahkum olursun” diyerek sanığa ikinci bir şans verir.

2) Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı İçin Gerekli Şartlar Nelerdir?

 Pekala HAGB’nin mahkeme tarafından sanığa verilen ikinci bir şans olduğundan bahsettik. Fakat neye göre? Mahkeme keyfiyet doğrultusunda herkese ikinci bir şans verebilir mi?

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)

 Veremez. Mahkemenin hangi hallerde HAGB kararı verebileceği CMK m.231’de izah edilmiş durumda. Buna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

  1. Yargılama sonucunda hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası olması,
  2. Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,
  3. Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
  4. Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
  5. HAGB kararının sanık tarafından kabul edilmesi,

şartlarının sağlanması gerekmektedir. Ancak uygulamada, duruşma anında çılgın bir hareket yapmadığınız veya sizden şikayetçi olan tarafın sağlam bir siyasi bağlantısı olmadığı müddetçe, 2 yılın altında ceza alan herkes hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından faydalanabiliyor.

3) Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması Kararı Verilemeyecek Haller Nelerdir?

  • Disiplin Mahkemeleri Kanunu m.63/2 gereği, bu kanunda yer alan disiplin suçları (ceza miktarı ne olursa olsun),
  • Karşılıksız çek keşide etme suçu,
  • İmar kirliliğine neden olma suçu,
  • Disiplin ve tazyik hapsi gerektiren fiiller (Örn. Taahhüdü ihlal, nafaka borcunun ödenmemesi halinde borçluya verilen tazyik hapsi gibi durumlar),
  • Anayasanın 174. Maddesine koruma altına alınan, inkılap kanunlarında yer alan suçlar, 
  • Hapis cezasının adli para cezasına çevrildiği suçlar*,

hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez.

*eğer mahkeme öncelikle hapis cezası verir ve bu cezayı paraya çevirirse HAGB kararı verilemez; ancak mahkeme doğrudan adli para cezasına hükmetmişse, bu adli para cezasında HAGB kararı verilmesi mümkündür.

4) Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararının Felsefesi ve Türk Toplumuna Uygunluğu

 Özellikle 19. yüzyılın başından itibaren, modern Kıta Avrupası hukuku ve özellikle Türk hukukunun her anlamda aşık olduğu Alman hukuku, ceza yaptırımlarını toplum kontrolü açısından “son çare” olarak görür. Bu görüş doğrultusunda, 1976 yılında Alman Ceza İnfaz Kanunu, kişiyi cezalandırmanın son çare olduğunu ve kişiyi topluma geri kazandırmanın ceza infaz işlemlerinin yegane amacı olduğunu belirtmiştir.

 Yine 13.12.2004 Tarihli 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun genel gerekçesinde, ceza ve güvenlik tedbirlerinin amacının, hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek olduğu belirtilmiştir.

 Ceza infazının son çare olduğu felsefesi benimsendiğinde ise, cezanın ertelenmesi, adli para cezasına çevrilmesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi uygulamaların tercih edilmesi elbette bu görüşe uygun olacaktır.

 Ancak; özellikle HAGB Uygulanması İçin Gerekli Şartlar başlığı altında belirttiğimiz üzere, kanunda belirtilen şartların oluşup oluşmadığına, sanığın tekrar suç işlemeyeceği yönünde bir kanının oluşup oluşmadığına bakılmaksızın, sadece işin içinden çıkmak maksadıyla verilen HAGB kararları, sanığı suç işlemeye daha çok teşvik edeceği gibi hukuk sistemine de büyük zararlar verebilmektedir.

 5 yıl denetim süresinin oldukça yeterli bir zaman olduğunun tabi ki kabulü gerekir. Ancak misal vermek gerekirse, sanığın sosyal-ekonomik hali araştırılmadan günlük 20 TL olan en alt sınırdan hesaplanan bir para cezasının (300 gün olsa yapar size 6.000 TL) ödenmemesi için sanık hakkında HAGB kararı verilmesi, sanığın neyden korkmasını sağlayacaktır? Bu durum, özellikle memleketimizde sanığı suç işlemekten alıkoymadığı gibi “bak gördün mü, bana bir şey olmaz” düşüncesini de meydana getirerek, sanığa daha fazla cesaret yüklemektedir.

 Kaldı ki başlığın ilk paragrafında anlattığım görüş, Avrupa’da oldukça işe yarar bir görüş olabilir. Avrupa vatandaşı kendisine verilen ikinci şansın kıymetini bilip, bir daha suç işlemek istemeden yaşayabilir belki ancak (ne kadar kendimizi Avrupalı diye yutturmaya çalışsak da) müthiş bir orta doğu toplumu olan Türk milleti bu ikinci şansın önemini kavrayamaz.

 Avrupai düşünceyle verilen ikinci, üçüncü, beşinci şanslar bizim ülkemizdeki sanığa korku değil; cesaret verir. “Seni şöyle yaparım, bana hiçbir şey olmaz” gibi “Seni vurur, yatarım” gibi lafların temelinde daha öncesinde işlediği bir suçun karşılığı olan cezayı alamamış bir karakterin blöfünden ibarettir. Gerçek bir kanun sisteminde sanık, seni vurur yatarım lafını edemez…

 HAGB gibi “pembe panjurlu” ceza uygulamalarının, toplumumuza gerekli faydayı sağlayamadığı her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı tarafından bilinen bir gerçektir. Bu gibi modern uygulamaların kaldırılması mümkün olmamakla birlikte, şartlarının Türk toplumuna uygun hale getirilmesi veya en azından YÜRÜRLÜKTE OLAN ŞARTLARIN UYGULANMASINI sağlamak, toplumumuzdaki suç ve hukuksuzluk oranını bir nebze olsun azaltabilir. Avrupa’dan “ithal edilen” her hüküm gibi, cezaların infazı hususlarının da Türk toplumuna göre uyarlanması gerekmektedir.

 Cezasız kalmış her suç, daha büyük suçlar işlemesi için sanığa verilmiş bir teşviktir.

Emre Yıldırım

Herkese selamlar ben Emre YILDIRIM. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum, 23 yaşındayım ve hala İstanbul'da avukatlık yapmaktayım. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yönetimi öğrencisiyim. Bazı şeyleri içimde tutunca başım ağrıyor, ben de hayatta kalmak adına sizlere yazıyorum...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: