Türklerin İkinci Ergenekon’u : 29 Ekim

Ankara ovasından dumanlar yükseliyor…Barut ve savaş kokusu tüm sokaklara, köylere ve Anadolu’nun dört köşesine sinmiş vaziyettedir. Düşmanın üzerine hücum eden askerlerin bindiği atların nal sesleriyle, cepheye mühimmat taşıyan kadınların sürdüğü kağnıların gıcırtısı Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının çizdiği Misak-ı Milli sınırlarının içerisinde hala yankı yankı olup dolaşmaktadır…Açlık, yoksulluk ve yetimlik bir olup çökmüştür Türk çocuklarının üzerine…

Çanakkale’de babalarını, abilerini şehit veren çocuklar İnönü’de, Eskişehir’de ve Batı Anadolu’nun kanlı cephelerinde gözlerini, ellerini, ayaklarını kaybederek Akdenize doğru ilerlediler… İlk hedefi Akdeniz olan ordular 9 Eylül 1922 sabahı bulut bulut İzmir’i sarıp baruttan, toptan, kurşundan ve Türk’ten oluşan bir fırtına olup Yunan’ın üzerine yağdılar…İzmir artık kurtuluşun parolası olmuştu ve bulut bulut olan ordular, Yunan tecavüzleriyle, saldırılarıyla ve zulümleriyle kirlenmiş Batı Anadolu’ya yağmaya başladı…

Yuzbasi Sofoklis, Venizelos’un Oğlu

Venizelos’un kirli emelleri Demirci Efe’nin Gökçen Efe’nin körüklü çizmesinin altında ezilmeye başlandı… Anadolu’dan yalın ayak sürülen yetim Türkler şimdi sarışın bir kurdun önderliğinde kinden, zulümden ve düşmanlıktan demirleşmiş Yunan, Fransız, İngiliz dağlarını eritip Anadolu ovasına yürüdüler ! Kutlu yürüyüş bin yılların çağrısına dönüşerek daha büyük bir dövüşü yarattı… Ergenekon’daki ruh Anadolu’da tekrar dirildi… Erciyes’ten Toros’tan, Ağrı Dağından kopan çığlar Fatih gölgesine dönüşmüş Mustafa Kemal’in arkasında birikti ve 6 Ekim 1923 sabahı 2. Ergenekon 2. Fetihe dönüştü…Anadolu’yu kanlı dövüşlerin ardından düşmana vermeyen Türkler şimdi de İstanbul’u 1453’teki mühründen kopartmayacaklarını haykırdılar…

Türklerden intikamın parolası olan İstanbul artık Türkler için zaferin ve yeniden dirilişin parolasına dönüştü…Bitlisin dağlarından, kızgın ve kahpe Arap çöllerinden, Çanakkale’den ve İzmir’in harabeye çevrilmiş köylerinden dövüşe dövüşe çıkan sarışın kurdun rehberliğinde bir millet yeniden dirilmeye başladı… 28 Ekim 1923 akşamı, Tanrı Dağlarından kopan rüzgarların vurduğu Çankaya tepesinde Türk Milletinin dövüşte bileği bükülmemiş yiğitleri oturuyordu… “O gece Çankaya’da İsmet Paşa, Kazım Paşa, Sinop Mebusu Kemalettin, Sami, Kocaeli Grubu Kumandanı Halit Paşa, Rize Mebusu Ekrem ve Afyon Mebusu Ruşen Eşref vardı…Gazi, yemek esnasında bu kimselere “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” dedi…”

Artık yüzünü çağdaşlaşmaya dönmüş, her köşesinden fabrikalar, okullar ve üretken tarlalar fışkıran Türkiye Cumhuriyeti doğmuştu… Gazi Paşa; “Yeni Türkiye Devleti temellerini süngüyle değil süngünün de dayandığı ekonomiyle kuracak.” Diyerek milli bir kalkınma harekatına girişti… “Ben, manevî miras olarak hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır...” şiarını, hedeflerinin temel felsefesi haline getirmiş yeni Türk Devleti okullaştı, üniversiteleşti ve ulusal bir anayasanın etrafında bütünleşerek çağını yakalamaya başladı…

Hasta adam, dirilen bir yiğide dönüşerek muasır medeniyetler idealine doğru uzanmaya başladı! Vicdanı ve aklı hür bireylerin memleketine dönüşen Türkiye Cumhuriyeti kadınların omuzlarında yükselmeye başladı… Türk kadınını prangalarından kurtaran cumhuriyet anahtarı yine Türk kadınını muasır dünyadan dahi ileriye götürdü…

1928’den itibaren kadın akademisyenler, öğretmenler, doktorlar ve pilotlar yetiştiren Türkiye Cumhuriyeti kadınların dahil olmadığı siyasetin zayıf ve eksik olduğunu görerek 1934 yılında Türk kadınlarına seçme ve seçilme hakkını getirdi… Kadınlar seçme ve seçilme haklarını modern Batı toplumları olan Fransa’da 1946’da, İsviçre’de ise 1971’de elde edebilmişken Türkiye’de 1934’ten itibaren bu hakkı kullanmaya başlamışlardır… Dünyada milletler arası ilk kadın kongresi 18 Nisan 1935′ de Atatürk’ün himayesinde İstanbul’da toplanmış ve bu kongreye dünyanın dört bir yanından gelen kadınlar katılmıştır. Atatürk “Milletler arası İlk Kadın Kongresi” delegelerine şöyle seslenir: “Türk kadınının dünya kadınlığına elini vererek, dünyanın barış ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz.” Diyerek Türk kadınını Türk Devriminin meşalesine dönüştürdü…

Sabiha Gökçen ilk kadın Pilot

Türk Milleti üzerine giydirilen ateşten gömleği yırtıp, ateşle olan imtihanını başarıyla geçerek Cumhuriyet’e ermiştir… Cumhuriyet, Türkleri kolektif akıl etrafında birleşip ortak bir ideale yönelen bir ulusa dönüştürmüştür…Türkler kendilerine biçilen kefeni Atatürk’ün önderliği yırtıp atarak kurtuluşa doğru emin adımlarla tüm dahili ve harici düşmanları eze eze ilerlediler… Kadın, erkek, zengin, fakir demeden tüm ulusu eşit mesafede aydınlatma ülküsü üzerine kurulan cumhuriyet fikri 29 Ekim 1923’ten günümüze Türk Ulusunu aydınlatmaya ve medeniyet ideali için yürütmeye devam ediyor… Başta fikrimizin rehberi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyet fazileti sayesinde bizlerin birey ve yurttaşlar olarak yaşama hakkımızı teminat altına alan tüm kurucu babalarımızı ve kahramanlarımızı minnet, özlem ve şükranla anıyoruz… Ebedi istirahatgahında uyuyan Atamızın mirası cumhuriyeti ve ilkelerini kendimize meşale olarak belirleyip en iyi şekilde yolumuzu aydınlatacağımıza söz vererek cümlelerimi noktalıyorum…

Şafak Yıldırım

Ben Şafak Yıldırım, 22 yaşındayım. Siyaset,ekonomi ve uluslararası ilişkiler konuları hakkında okurum. Okuduğum ve üzerine tefekkür ettiğim konuları insanlara aktarmaya çalışırım. Burada yapmak istediğim de ne bildiğimiz hakkında yaptığım tefekkürleri paylaşmak...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: