Taksim ve İstanbul’un Meydanları

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Taksim Meydanı’nın düzenlenmesi için yapılan yarışmada finale kalan üç projeyi ilan etti ve 19 Ekim günü halk oylamasıyla içlerinden biri seçilecek. Tartışma yaratan konu ise üç projenin de bir meydan düzenlemesinden ziyade park, koru benzeri bir tasarım sunması çünkü üç projede de görüyoruz ki abidenin etrafı hariç olmak üzere her yer ağaçlarla kaplı durumda. Açıkçası projeleri birbirlerinden ayıran en belirleyici özellikleri ağaçların nerede konumlandıkları olmuş. Taksim’e daha önce de farklı düzenlemeler yapılmış fakat meydan bir türlü güzelleştirilememişti. Bende bundan yola çıkarak bunun sebeplerini sorguladım. Taksim neden güzelleşemiyor? İstanbul’un diğer meydanları ne durumda? Dünyanın ‘güzel’ meydanlarını güzel yapan şeyler nelerdir?

Finale kalan üç projeden biri

Kent meydanları o kentlerin toplumsal hafızasında önemli bir yere sahiptir. Sosyal. kültürel ve ticari işlevleri vardır. Ortalarında genellikle bir abide veya havuz, çeşme bulunur. Şehrin ahalisi için toplanma ve bir araya gelme noktasıdır. Kitlesel kutlamalar ve protestolar da yine kent meydanlarında yapılır. Buraya kadar saydığımız özelliklere Taksim Meydanı’nın haiz olduğunu söyleyebilir miyiz? Evet. Ne yazık ki Dünya’nın meşhur meydanlarının haiz oldukları nitelikler bunlardan ibaret değildir. Meydanları asıl güzel yapan şey zeminin nasıl dekore edildiğinden ziyade meydanı domine eden mimari yapılardır.

Taksim’de meydanı çevreleyen binaların mimari üsluplarında maalesef bir uyum yoktur ayrıca binalar arasında irtifa nisbetsizliği de vardır. Taksim bölgesi en başta mezarlıklardan müteşekkil bir bölgeyken Sultan III. Ahmed döneminde Belgrad Ormanı’ndan getirilen suyun şehre ‘taksim edilmesi’ yani paylaştırılıp dağıtılması için bir maksem inşa edildi. 19. asra doğru geldiğimizde III. Selim buraya bir kışla yaptırdı ve Tanzimat döneminde kışla barok bir üslupla yeniden yapıldı. 20. asırda ise Rumlar büyük kubbeli Aya Triada Kilisesi’ni yaptırdı. Şehir genişlemeye devam ettikçe Pera’nın meşhur apartmanları normalde pek iskanın olmadığı bu mıntıkaya kadar ulaştı.

Cumhuriyet devrinde İstanbul’un Kurtuluşu kutlamaları burada yapıldığı için Cumhuriyet Anıtı 1928 yılında yerine yerleştirildi ve Taksim bir meydana dönüştü. 19. yüzyıldan kalma Topçu Kışlası başta Taksim Stadı olarak hizmet verirken daha sonra Devlet uyuşturucu ticareti için bu binayı kullandı ama ABD’nin yoğun baskısı sonucu uyuşturucu imalatını da durdurdular ve bina yıkılmaya terk edildi. İnönü devrinde yıkıldı ve bugünkü Gezi Parkı inşa edildi. 1969 yılında ise ucubeliğiyle nam salmış Atatürk Kültür Merkezi (AKM) inşa edildi. Daha sonra boğazdan bile görülebilen yükseklikteki oteller geldi ve şimdi de maksemin arkasındaki üçgen boşluğa büyük bir cami inşa edilmekte. 2013 yılında dönemin başbakanının eski kışlayı yeniden yapma projesi ise çok büyük protestolarla karşılık bulunca vazgeçildi. Sonraki yıllarda meydanda bir yayalaştırma projesi hayata geçirildi ama bu sefer de meydanı aşırı betona gömdü denerek eleştirildi. Şimdiki projeleri hazırlayanlar da galiba bu eleştiriyi bir numaralı kriter olarak göz önünde bulundurup tabiri caizse Taksim’i ormana çevirmeyi öneren projeler hazırlamışlar.

İstanbul’un diğer meydanlarını düşündüğümüzde akla Sultanahmet ve Beyazıt geliyor. İlki Bizans döneminin Hipodromu idi öteki ise Theodosius Forumu. Yani ikisi de Türkler şehri ele geçirdiğinde zaten var olan meydanlardı. Aslında bunlardan daha fazla vardı ama korunamadılar. Sadece onlar da değil Bizans döneminden kalma ana arterler de yapılaşmaya açıldı ve böylece İstanbul’da geniş bir cadde bulmak gittikçe zorlaştı. Eski hipodromdan kalma dikilitaşlar korundu. Sultan Ahmed Camii inşaatı başlayınca bölgedeki harabeler temizlendi ve buranın iyice meydan niteliği kazandığını o zamanlarda görmeye başlıyoruz. Beyazıt Meydanı’nı ise II. Bayezid’in camisi domine ediyordu. 19. yüzyılda bugün İstanbul Üniversitesi olarak hizmet veren Seraskerat Binası yapıldı ve bugünkü abidevi kapıları meydana güzellik kattı. Günümüzde Sultanahmet meydanının meydan olmaya en yakın meydan olduğunu söyleyebilirim. Beyazıt için ise aynı şeyi söylemek güç zira şu anki vaziyeti çok kötü ve meydan için hazırlanan projeler de pek iç açıcı değil.

Bouvard’ın Beyazıt Meydanı Projesi

Sultan II. Abdülhamid İstanbul’un şehircilik açısından Avrupalı muadilleri gibi olmasını arzu ediyordu. Bu sebeple Fransız Sanayi-i Nefise erbabından Paris Belediyesi mimari bölümü genel müfettişi Joseph Antoine Bouvard’a İstanbul’un belli yerlerinin fotoğraflarını gönderdi ve fotoğraftaki yerler için proje hazırlamasını istedi. Bouvard Sultanahmet, Beyazıt, Eminönü ve Galata Köprüsü için projeler hazırladı. Sultanahmet için Fransız bahçeleriyle donatılmış bir parka dönüştürmeyi düşündü. Eminönü’nde ise Yeni Cami etrafı temizlenecek ve Avrupai tarzda bir Galata Köprüsü inşa edilecekti. Bouvard’ın en ekstrem projesi ise şüphesiz Beyazıt Meydanı için hazırladığı projeydi. Bouvard öteki projelerde olabildiğince şehrin dokusuna sadık kalmaya çalıştıysa da Beyazıt Meydanı’nda Cami ve Seraskerat Kapısı hariç meydanda ve çevresinde çok kapsamlı bir yıkım yapılmasını öngörüyordu. Meydanda heybetli saat kulesiyle bir belediye binası yer alacaktı. Ayrıca ziraat ve sanayi müzeleri ve devlet kütüphanesi de yer alacaktı. Gelgelelim bu projeleri hayata geçirmek maliyesi yabancı devletlerin elindeki bir ülke için çok maliyetliydi. Dahası Bouvard bu projeleri hazırlarken hiç İstanbul’a gelmediği için şehrin topografyasından bihaberdi ve örneğin Beyazıt’ta böyle büyük bir meydanı yapacak bir düzlük yoktu. O büyük arterlerin nereye açıldığı ve şehrin daracık sokaklarına nasıl entegre olacağı da ayrı bir sorundu. Tüm bu sebeplerden ötürü projeler hayata geçirilemedi. Jöntürk devrine gelindiğinde Sultanahmet ve Ayasofya meydanlarında bir takım peyzaj düzenlemeleri yapıldı. Hatta 1919’da İstanbul Şehreminisi (belediye başkanı) Sultanahmet Mitinginde belediyenin onca harcama yaparak yaptığı peyzaj çalışmalarının zarar gördüğünü bu yüzden gelecek projelerin Ayasofya önündeki meydanda yapılmasını istemişti.

Beyazıt Meydanı projesi, Bouvard

Sonuç olarak şunu anlamalıyız ki meydanların güzelliklerini belirleyen ne kadar yeşil oldukları değil, meydanı çevreleyen binaların nasıl olduğudur. Meydanı güzelleştirme adı altında her yere ağaç dikmek çok mantıksızdır çünkü başta da dediğim gibi meydanlar insanların kitlesel olarak toplanabildikleri, gösteri ve kutlamalar yapabilecekleri mekanlar olmalıdır ve her yeri ağaç dolu bir yer meydan olma işlevini yeterince yerine getiremez. Dünyanın meşhur meydanların hiçbirinde bu kadar çok ağaç yoktur hatta ekseriyeti tamamen taş kaplıdır. Umarım bir gün şehircilikten anlayan bir kurtarıcı gelir ve başta İstanbul olmak üzere her geçen gün biraz daha çirkinleşip kimliksizleşen şehirlerimizi kurtarır.

Kaynak;

milliyet.com.tr/gundem/taksim-meydani-icin-19-ekimde-halk-oylamasi-6319872

Zeynep Çelik, 19. Yüzyılda Osmanlı Başkenti Değişen İstanbul, Türkiye İŞ Bankası Kültür Yayınları, Haziran 2019

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Atakan Çelik

Ben Atakan, 21 yaşımdayım. Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümü öğrencisiyim. Çocukluğumdan beri araştırmacı bir ruha sahibim. Tarih ve diğer beşeri alanlarda okumak ve öğrenmek ise en büyük hobim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: