Silah Hakları ve Silahsızlandırma

Pek çok toplumun ortak tartışma konularından birisi olan bireysel silahlanma ve silah kanunları günümüzde en hararetli münazara konularından birisi olmaya devam etmektedir. Bu olgu özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’yı etkileyen iç ve dış terör olaylarında tekrar tekrar gün yüzüne taşınmaktadır.

Bu gibi olaylar daha sıkı silah kontrolünü destekleyen grupların gün geçtikçe güçlenmesine ve silahlar üzerinde daha sıkı tedbirler almalarını sağlasa dahi problemi ortadan kaldırmayı bırakın, daha da kötüleştirmektedirler. Peki, güvenlik, silah hakları ve otoriter rejimler arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir?

SİLAH HAKLARININ TARİHÇESİ

Silah haklarının tarihçesine baktığımızda çoğu devletin böyle bir hakkı direkt olarak vatandaşlarına tanımadığını görmekteyiz. Vatandaşlarına ilk defa bir meşru müdafaa aracı olarak silah kullanımını açan devletin Birleşik Krallık olduğunu görmekteyiz. Birleşik Krallığın 1689’da yayınladığı ‘‘İngiliz Haklar Bildirgesi’’ ile sıradan insanların kendi güvenliklerini tesis edebilmelerinin önü açılmıştır .

İngiliz Haklar Bildirgesi

İngilizlerden bu geleneği miras alan Amerikan Kolonicileri İngilizlerin bölgedeki silahların toplanmasını bu bildirgedeki hakları ihlal ettiğini öne sürerek 1770 yılında isyan etmişlerdir . 6 yıl süren isyanın sonucunda bağımsızlıklarını kazanan Amerikalılar, kurucuları aracılığı ile 1791 yılında yaptıkları ‘‘ikinci yasa değişikliği’’ ile silahlanma hakkını anayasalarına eklemişlerdir. Bu anayasa değişikliğinin tam hali ‘‘İyi düzenlenmiş bir milis, özgür bir devletin güvenliği için gerekli olduğundan, halkın silah bulundurma ve taşıma hakkı ihlal edilmeyecektir’’ olmakla beraber, özgürlüğe direkt olarak ve tiranların ortaya çıkma riskine ise dolaylı yoldan referansta bulunmaktadır.

220 yıldır Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın bir parçası olan bu kanun ile birlikte 195 egemen ülkenin sadece üç tanesi anayasalarında açık ve direkt olarak böyle bir haktan bahsetmektedir: ABD, Meksika, Guatemala

DEVLETLERİN SİLAHSIZLANDIRMA GAYELERİ

Her ne kadar bireysel silahlanma devlet ile vatandaşlardaki hâlihazırdaki güvenlik üzerine kurulmuş ilişkinin üzerindeki baskıyı hafifletme konusunda başarılı olsa da otoriter veya otoriterleşmekte olan devletler için bu alışveriş kolaylıkla ve düşünmeden yapılabilecek bir iş değildir. Otoriter ve vatandaşların rutinlerini veya seçimlerini regüle etmeyi bir norm haline getirmiş devlet oluşumları ne regülasyon sürecinin sekteye uğramasını ne de vatandaşlarının bu sürece yabancılaşmasını ister.

Otoriter ve vatandaşların rutinlerini veya seçimlerini regüle etmeyi bir norm haline getirmiş devlet oluşumları ne regülasyon sürecinin sekteye uğramasını ne de vatandaşlarının bu sürece yabancılaşmasını ister. Gittikçe popülerliğini ve uyguladığı regülasyonlara olan bağlılığı kaybeden bir hükümet/devlet ortaya çıkabilecek potansiyel bir direniş/sivil itaatsizlik karşısında uygulayacağı radikal ve şiddete dayanan politikalara karşı bir direniş görmek istemeyecektir.

Amerika’nın kurucu babalarından birisi olan James Madison’ın ‘‘Zalim ve tiran hükümetler doğal olarak silahları olan insanlara güvenmekten korkarlar’’ sözü bu durumu açıklamaktadır. Bundan ötürü devletlerin silahsızlandırma eğilimleri genellikle silahlı saldırı sonucu oluşan ve büyük kayıplara yol açan olayları bahane gösterip bu hakları halkın elinden almaya çalışmaktadırlar. Ancak bu hakların kısıtlanması ne insanların hayatlarını kaybetmesinin önüne geçmektedir ne de onları güvende tutmaktadır.

Bu duruma Amerika’nın 1994 yılında taarruz tüfeklerini 10 sene boyunca yasaklaması örnek gösterilebilir. Bill Clinton’ın kararı ile imzalanan kararname ile ‘‘taarruz tüfeği’’ olarak tanımlanan silahların sivillerin kullanımına yasaklanmasına karar verilmiştir ancak bu karar Amerika’da yaşanan silah şiddetini ciddi bir şekilde azaltmamış ve hatta 10 senenin sonunda silah şiddeti kararın alınmasından görülebilir miktarda daha fazla artmıştır.

KONU SADECE SİLAHLANMA DEĞİL

Devletlerin halkını silahsızlandırdıktan sonra korkmadan yeni ve radikal adımlar atması pek şaşırılacak bir şey değildir. Örnek vermek gerekirse Avustralya’da yaşanan Port Arthur katliamından sonra federal hükümet tarafından silahların büyük bir bölümünün ülkeyi daha ‘‘güvenli’’ bir hale getirmek için toplanmasına karar verildi . Bu toplanma sürecinden sonra federal hükümet gün geçtikçe daha da büyüdü ve 2021’de radikal bir karara yöneldi. Bu karar Covid-19 ‘‘tedbirleri’’ arasında öne sürülen bir telefon uygulaması üzerinden öne sürüldü. Bu uygulama korona virüsün yayılmasını engellemek için yapılan toplu veya bireysel karantina süreçleri boyunca karantinada olan bireylerin karantinayı ihlal edip etmediğini anlamak için rastgele zamanlarda bildirim yollamakla beraber bulunduğu ortamı ve yüzünü içeren bir fotoğraf çekmesini istiyor . Eğer karantinada olması gereken birey bildirimi göz ardı ederse veya zamanında cevaplamakta başarısız olursa başı kolluk kuvvetleri ile belaya girebilir.

Bu durumun ne kadar mantık dışı ve temel hakları ihlal edici bir yapıda olduğunu göstermeye çalışan Avusturyalıları kontrol altına alabilmek için hükümet bir adım daha ileriye gidip orduyu protestoları ve karşı koymaları bastırmak için göreve çağırdı. Böylece özel hayatın gizliliği ve mülkiyet hakları gibi temel hak ve özgürlüklerin şiddet yoluyla direniş beklemeden bu kadar kolay ihlal edilmesi insanların akıllarında silah hakları ve özgürlüklerin devamlılığı hakkında bir ilişki kurulmasına sebep oluyor.

ÜLKEMİZDEKİ DURUM

Ülkemizdeki silah hakları aynı meşru müdafaa gibi kritik bir durumdaki olduğu gibi dar ve belirsiz olarak tanımlanmıştır. Kanunlara göre ortalama bir vatandaşın kendini koruyabilmesi ve silah bulundurabilmesi için iyi bir sebep belirtmesi, yıl bazlı pahalı harçlar ödemesi ve toplumun sosyoekonomik olarak toplumun %15-20’lik kısmının içinde bulunması gerekmektedir. Silahlara uygulanan vergilendirme politikası ise durumu daha da kötüleştirmektedir ki orta sınıfın çoğunu bu haktan mahrum bırakmaktadır . Silahlara erişimin bu kadar zor olması Brezilya örneğinde olduğu gibi kendi ülkemizde de suç oranlarının artmasına silahsızlandırma olgusunun caydırıcılık faktöründen yoksun olduğu gerçeği ile katkıda bulunmuştur. Ayrıca silah haklarının bu kadar dar tanımlanmasından ötürü ülkemizde insanlar illegal yollara başvurmaktadırlar ve bundan ötürü ülkemizde kayıtsız silahların sayısı kayıtlı silahların sayısının yaklaşık 4 katıdır.

SONUÇ

Günümüz dünyasında insanların kendilerini koruyabilmeleri için sadece ve sadece kanunlara ve kolluk kuvvetlerine olan ihtiyaçlarından daha fazlasına erişebilmeleri gerekmektedir. Her ne kadar hukukun üstünlüğüne olan bağlılığımız daimi olsa da, hukukun insanların hak ettiklerini verebilmesi için belli bir süre geçmesi gerektiğini unutmamamız lazım. Olağandışı durumlarda ise bu süre insanın kendini, sevdiklerini, mülkünü, şerefini ve haysiyetini koruması için gereğinden uzundur. Bu gibi aciliyet gerektiren ve hayat kurtarılması gereken durumlarda insanların ellerinde hızlıca davranabilmeleri için gerekli ihtiyaçlarının tesisi önem arz etmektedir. Suçu azaltmak, insanların kendilerini saldırganlara karşı koruyabilmesinin önünü açabilmek, zalim yönetimlerin zalimce politikaları öne sürmekten caydırmak ve halihazırda üstünde ciddi bir yük bulunan hukuk sistemini gereksiz yüklenmeden kurtarabilmek için kademe ve denetleme üzerine kurulmuş bireysel silahlanma hakları insanların elinden alınmamalıdır.

Alperen Tamgac

Merhaba benim adım Alperen Tamgaç. Psikoloji ve Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisiyim. İleri seviyede İngilizce ve orta seviyede Rusça biliyorum. Siyaset, tarih ve sosyolojik konulara uzun süreden beri ilgim var.İnsanlara yarar sağlamayı ve bilgi alışverişinde bulunmayı çok seviyorum. ^^

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: