Modern Dünyanın İnşası: Sanayileşme Sonrasına Bakış

Tarihin herhangi bir noktasında insanın maddi hayatını üretme tarzı ile buna karşıt olarak gelişen yeni üretim ilişkilerinin çatıştığı durumlar, statükoyu temelinden sarsan büyük kırılma noktalarına toplumları sürükleyen olaylara sebep olmuştur. İnsanlık tarihi boyunca buna benzer pek çok devrim ve değişim yaşanmıştır. Ancak Sanayi Devrimi, yol açtığı süreçlerle bu devrimler içerisinde en radikal olanlardan biridir. Sanayi Devrimi ile yaşanan değişimler, yalnızca teknolojik ilerlemenin önünü açmakla kalmadı, aynı zamanda modern dünya ve modern insanın inşa sürecindeki temellerin atılmasını da sağladı. Sanayileşen dünya tam anlamıyla çağ atlayarak; toplumsal hayat siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan etkilendi ve gözle görülür değişimler geçirdi. Bu yazımızda, toplumsal hayatın bu birbirinden ayırması zor üç ayağındaki değişimleri, diyalektik bir perspektifle açıklamaya çalışacağız.

Makineleşme Sancıları

Sanayi Devriminin yol açtığı ilk değişimler ekonomi alanında kendini göstermeye başladı. Merkantilist Avrupa’da kaydedilen teknik ilerleme ve uygun sosyo-ekonomik koşullar nedeniyle ortaya çıkan makineleşme Sanayi Devrimini de beraberinden getirdi. Avrupa’da ortaya çıkmış bulunan zengin orta sınıf burjuvazi, kapitalist güdülerle makineleşmenin getirdiği avantajı çabucak kavrayarak üretim süreçlerine entegre etti. Takriben 1750-1850 yılları arasındaki yüz yıllık süreci kapsayan çeşitli sektörlerdeki makineleşmeyle yaşanan sanayileşme, üretim kapasitesini kat ve kat artırarak büyük bir ekonomik büyümeye sebep oldu. Eskiden tezgahlarda insan gücüyle üretilen ürünlerin yerini, insanların aksine yorulmayan, dinlenmeye ihtiyaç duymayan makinelerin almasıyla seri üretim olanağı doğdu. Seri üretim yoluyla birim zamanda üretilen ürün sayısı arttı, standardize edilmiş ürün kalitesiyle birlikte büyük bir arz fazlası oluştu. Bu da beraberinde giderek artan bir zenginlik ve büyüyen bir ekonomi getirdi.

Makineleşme Sonucu Ortaya Çıkan Yeni Üretim Merkezleri: Büyük Fabrikalar

Makineleşmenin hız kazanması ile eski usul üretim tezgahlarının yerini kömürle beslenen fabrikalar almaya başladı. Nitekim üretim kapasitesinin fazla olmasının verdiği avantajla, hammaddeyi daha büyük miktarlarda, daha ucuza satın alarak; daha ucuza mal ettiği daha fazla sayıda ürünü satışa sunan sanayiciler pazara hakim olmaya başladı. Buna karşılık daha uzun sürede, daha az ve maliyetli üretim yapabilen eski usul üreticiler, ürünlerini daha yüksek fiyatlarla satışa sunmak zorunda olduklarından fabrikalarla yarışamaz hale geldi. Böylelikle Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan sanayileşme hareketi sonucu fabrikalarda seri üretime geçen burjuvazi, pazarda hakimiyet kurarak daha da zenginleşti. Onlarla rekabet edemeyen eski usul atölyeler ise birer birer kapandı, buralarda çalışanlar ya işsiz kaldı ya da kentlerdeki fabrikalarda çalışan işçilere dönüştü.

Sosyal Çalkantılar

Sanayi Devriminin erken dönemlerinde tarımda yaşanılan makineleşme ile gıda üretimi arttığından, gıda ve diğer sanayi ürünlerine daha ucuz erişim olanağı ile birlikte refah da görece arttı. Gıda stoklarının ve refahın artması ile Avrupa’da nüfus patlaması yaşandı ve bu nüfus Sanayi Devriminin simgeleri haline gelen fabrikaların bulunduğu kentlerde yoğunlaşmaya başladı. Dolayısıyla modern anlamda kentleşmenin ortaya çıkışı da Sanayi Devrimi neticesinde olmuştur. Ancak ortaya çıkan bu göreceli refahın taşraya yansıdığı söylenemez.

Sanayi Devriminin Çocukları: İşçi Sınıfı

Sanayi ürünleriyle rekabet edemeyen taşra insanı kentlerdeki refahtan pay alma ümidiyle kentlere göç etmeye başladı ve kentlerde eski işlerini kaybeden küçük üreticilerle birlikte işçi sınıfının temellerini attılar. Uzun çalışma saatleri ve düşük ücretlerle fabrikalarda çalışan bu yeni sosyal sınıf, daha sonra pek çok sosyal ve siyasi dönüşüme ön ayak olmak için tarih sahnesine çıktı. Kentlerde yaşanan nüfus artışının engellenememesi ve bu kalabalık nüfus için yeterince istihdam olmayışı, bir süre sonra kentlerde büyük bir yoksulluğa sebep oldu. Altyapının yetersizliği, insanların konaklaması için yeterince yer olmaması, işsizlik ve zorlu çalışma koşulları kentlerde biriken işçi sınıfının giderek politize olmasını sağladı ve onları hak arayışına itti. Bu süreçte zenginliğine zenginlik katan burjuvazi ile sefalet içindeki işçi sınıfı arasındaki bu çelişki, modern dünyanın üzerine inşa edileceği temel sınıfsal çatışmayı meydana getirmiştir.

Sanayi Sonrası Dünyanın Ulaşım Ağı: Demiryolları

Pay Kapma Yarışı

Sanayi üretiminin Avrupa’daki yaygınlaşması sonucu artan mal ve hizmetlerin fabrikaların bulunduğu kentlerden yurtiçi ve yurtdışına dağıtımının sağlanması ile fabrikaların üretim için ihtiyaç duyduğu hammaddelerin tedarik edilebilmesi adına demiryolları inşa edilmeye başlandı. Bu politikalar, kent ile kırsalı birbirine bağlayan, günümüzün küresel dünyasının temellerini atan bir ulaşım ağı kurulmasına öncülük etti. Böylelikle uluslararası ticaret hız kazandı, sanayileşen Avrupa ülkeleri mallarını pazarlayabilmek ve ihtiyaç duyduğu hammaddeleri ucuza tedarik edebilmek için dış pazar arayışına girdi. Bunun yol açtığı uluslararası rekabet sanayileşmiş Avrupa ülkelerini bir sömürge yarışına sürüklemiş ve Avrupa’nın dünyanın geri kalanı üzerinde siyasi ve ekonomik üstünlük kurmasına sebep olmuştur. Böylece dünya, Avrupa ve onun sömürdüğü topraklar olarak ikiye bölündü. Bu süreçte yaşananlar dünyanın geri kalanında izi silinemeyecek sonuçlar doğurdu.

Sonuç olarak Sanayi Devrimi

Sanayi Devriminin ekonomik ve sosyal hayatta yarattığı bu radikal değişimler doğal olarak siyasete de yansıyarak pek çok yeni fikir akımının doğmasını sağladı. Bunların başında gelenekselin korunmasını amaçlayan muhafazakarlık, duyguları ön plana çıkaran romantisizm, milli değerlere vurgu yapan milliyetçilik ile belki de en önemlileri olan liberalizm ile sosyalizm gelir. Artan zenginliğin rekabete dayalı serbest pazar ekonomisine bel bağlaması ile burjuvazinin hak ve özgürlük arayışı, günümüzün ulus devletleriyle vücut bulan liberal dünyasının temellerini attı. Buna karşı olarak sosyal adaletsizlik düzeninin çarkları arasında ezilen işçi sınıfının hak ve adalet arayışı ise bir dünya görüşü ve siyasal sistem olarak sosyalizmin doğmasını sağladı.

Sanayileşen Dünyanın Yeni Mabetleri: Bir Fabrika Manzarası

İşte böylelikle bizlerin algıladığı ve tanıdığı şekliyle modern dünya; yönetenle yönetilenin, ezenle ezilenin, işçiyle işverenin arasında bitmeyen bir sınıf çatışmasının, bizlerin var edip yine bizlerin inandığı simülasyonlarla yokmuş gibi gösterilmek istendiği, dış görünüşüyle modern ama bir o kadar da ilkel bir rekabet güdüsüyle doymaksızın beslenen ve onu var eden zıtlıkları besleyen demirden ve çelikten bir çeşit yaratığa dönüştü. Onu vezir de rezil de eden bizleriz, ta ki onu yeniden değişmeye zorlayacağımız gün gelip çatıncaya dek.

Mert Pamuk

Ben Mert, 24 yaşındayım. Radyo Televizyon ve Sinema mezunuyum. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans yapıyorum. Başta medya, iletişim kuramları, tarih ve siyaset olmak üzere gündelik hayatımızı şekillendiren konulara eleştirel bir perspektiften bakarak okuyucuyu sorgulamaya teşvik etme peşindeyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: