Öğrenci Andı Problemi

Türkiye siyasetinde zaman zaman tekrar ortaya çıkan bir konu vardır. Genelde bu konu kimlik aidiyeti ile ilişkilendirilir ama ben buna kesinlikle katılmamaktayım. O konu ise herkesin bildiği ve şu an popüler olan “Öğrenci Andı” konusudur. Bu yazıdaki amaç objektif bir şekilde andımız konusunu tarihsel bir süreçte işleyip neden kaldırıldığını, neden kaldırılmaması gerektiğini ve bir metin olarak ne anlattığını incelemeye çalışacağız.

Andımız ve Tarihsel Gelişimi

Öğrenci Andı ilk olarak dönemin Milli Eğitim Bakanı olan Reşit Galip tarafından hazırlanıp 1933 yılında okutulmaya başlandı. Peki 1933 yılında Andımız nasıldı?

Reşit Galip

1933 yılında andımız şu şekildeydi;

İkinci bir değişiklik ise 1972 yılında gerçekleşmiştir ve bu değişiklikle beraber andımız şöyle bir hal almıştır;

Son ve bugünkü bildiğimiz hali ise 1997 düzenlenip okutulmaya başlanmıştır ;

Gördüğünüz gibi andımız periyodik olarak üç kere değişip bazı yenilikler eklenmiştir. Ama genellikle mesaj hep aynıdır. Gerek ahlaki mesajlar gerek bir amaç ve gerek bir  motivasyon vermektedir. Böyle mesajlara sahip olan bir metin neden kaldırıldı?

Açılım Süreci ve Andımız

Herkesin bildiği gibi bir açılım/çözüm/barış süreci başlatılmıştı AKP hükümeti tarafından. Bu süreçte bir sürü karar alındı ve bir sürü reform yapılmaya çalışıldı. Bu reformlar ve bu süreç başlı başına bir konu bu yüzden biz sadece Andımız konusuna odaklanalım. Bu açılım sürecinde karşı tarafın istediği isteklerden biri andımızın okullardan kaldırılmasıydı. Bu istek sonucunda dönemin siyasileri ve gazetecileri ne hikmetse bir anda andımız aslında faşist öğeler taşır, Hitler, Stalin zihniyeti ile mi ilerleyeceğiz gibi söylemler söylemeye başladılar.

Bu video ARGONOMİ kanalının ” İyi Dersler Arkadaşlar” videosundan bazı kesitler olarak alınmıştır.

Peki bu söylemlerde haklılar mıydı? Gelin bir inceleyelim. Genellikle ‘’Türküm’’ veya ‘’Ne mutlu Türküm diyene’’ sözlerine takılıyorlar. Düzgün bir inceleme ile oradaki Türk kelimesinin ırksal bir anlam ifade etmediğini anlayabiliriz. Bunu anlamak için Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna bakmamız gerekmektedir. Osmanlı devleti yıkıldığında bu ülkede yeni bir ulus devlet inşası kurulmak istenmiştir ve Osmanlı’nın mirası ile bu ülke de sadece Türklerin yaşamadığı açık ara herkesin bildiği bir gerçektir.

Osmanlı devleti zamanında millet sistemi dini anlayışa göre işlerdi. Müslümanlar ve gayrimüslimler diye. Bu sistem Osmanlı devletini bir yere kadar korusa da çöküşüne sebep olan bir sistem olduğunu gören Osmanlı subayları (yani yeni Türkiye Cumhuriyetini kuranlar) yeni Türkiye Cumhuriyetin de amaçları Türk başlığı altında Türk, Ermeni, Kürt, Boşnak, Abaza, Rum ve daha nicelerini birleştirmektir. Bir Rum ile bir Türk’ün aynı haklara sahip olması, bir Kürt ile bir Türk’ün aynı haklara sahip olması amaçlanmaktadır. Yani ırksal hiçbir anlam aramamak gerekir. Sizin Hitler veya Stalin dediğiniz adamlar kasıtlı olarak kendi nüfuslarını arttırmak için veya baskı ile yönetebilmek için başka bir ırka karşı soykırım yapan adamlar eğer bir şeyi suçlayacaksanız araştırmanızı doğru yapıp suçlayın.

Öğrenci Andını İncelersek Neler Bulabiliriz?

Gelin şimdi tüm cümleleri tek tek inceleyelim. Öğrenci adımız Türküm diye başlıyor yani Türk devleti sınırları içerisinde yaşayan Kürt, Ermeni, Rum vs fark etmeksizin kendini Türk hisseden ve Türk diyen herkese doğru olmayı ve çalışkan olmayı söylüyor. Bunun söylemesindeki neden yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde maalesef nitelikli adam sayısının az olması ve kendimize yeten bir ülke değil muasır medeniyetler seviyesine çıkabilmek için çok çalışmamız gerektiğini söylemek içindir.

İlkem küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu milletimi özümden çok sevmektir. Burada da tamamen ahlaki öğütler verilmektedir. Bazı arkadaşlar yurt sevgisinin bu dönemde abartıldığını söylüyorlar ama onların gerçekçi düşünmediklerini düşünüyorum. Hala ulus devletlerin varlığını konuşurken uç noktada bir liberalizm anlayışını düşünmek gerçekçi değildir.

Ülküm (amacım) yükselmek, ileri gitmektir. Bir Türk vatandaşı olarak ana amacınız kendinizi geliştirmek ve daima ileri gitmektir. Kendinizi geliştirerek hem bu ülkeye refah sağlayıp hem de çocuklarınıza bir gelecek yaratacaktınız. Dogmatik düşünce yapısına sahip olmayıp hep ileriye doğru bakacaktınız. Burada anlatılmak istenen buydu

’Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.’’ Belki de en tartışmalı yer burası olabilir. Fark ettiyseniz bu yer sonradan eklenmiş ama bence en etkileyici yeri burasıdır. Bu satırları okuduktan sonra şunu sormamız lazım Atatürk’ün açtığı yol ve gösterdiği hedef nedir? Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğundan beri sadece bir amacı vardı Türkiye Cumhuriyeti’ni muasır medeniyetler seviyesine çıkarabilmekti. O döneme baktığımızda bunun anlamı şuydu yönümüzü batıya çevirip onların seviyesine gelmeli hatta onları geçmekti. Bazı insanlar bu amacı doğuyu arkamızda bıraktığımız için ve doğuya daha sıkı sıkı sarılmadığımız için eleştirir ama unutmamak gerekir bugün bile en gelişmiş ve refah düzeyi yüksek olan ülkeler hala batıdadır ve bilim hala batı da gelişiyor. Hal böyle olunca açtığı yolu ve gösterdiği hedefte yürümenin ne gibi bir sakıncası olabilir? Tabii ideolojik fikrinize göre veya hayata bakış açınıza göre bu fikir size uymayabilir ama uzun vaade de bu fikir ülkenin çıkarı için en iyi fikir olacağını düşünüyorum.

Son cümle olarak ‘‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun” 1933 yılında orijinal metinden günümüze kadar gelen bir cümle. Dönemin şartlarında düşününce milli birliği sağlamak için konulduğu görülebilir. Açıkçası bugün medeniyet dediğimiz Amerika da bile vatandaş olurken bile böyle cümleler söylenebiliyor o yüzden fazla abartıldığını düşünüyorum.

Farklı Bir Bakış Açısı

İncelediğimizde aslında çğrenci adının insanları ayrıştırmak amaçlı olmadığını anlayabiliriz. Kaldırılma sebebine baktığımızda açılım sürecinde karşı tarafa şirin gözükmek için yapıldığı da açıkça bellidir. 2018 yılında Danıştay Andımız kararı okutulsun demesine rağmen andımız o dönem okutulmamıştır. Liberal arkadaşlar bu andın zorla okunmasına karşılardı. İlla ortak bir nokta bulmak istiyorsak andın kaldırılmasına sevinmek yerine isteyen kişilerin okuması için destek çıkmaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü onlarında dediği gibi andımızı okumamak istemek bir özgürlük ise okumak istemekte bir özgürlüktür. Hatta bu iddiayı Cem Toker savunduğu için linç ettiniz.

Velhasıl Kelam ben bu andımızın kaldırılmasında tamamen kötü niyetler görüyorum ve fikirlerimi söylüyorum.

Barış Karakiraz

Merhaba ben Barış Karakiraz. Siyaset bilimi ve Uluslararası ilişkiler öğrencisiyim. 21 yaşındayım, İngilizce ve Rusça konuşabiliyorum. Küçüklükten beri oyun ve teknolojiye, bölümüm nedeniyle de Türk ve Rus siyasetine ilgim var. Bildiklerimi anlatmayı seven ve sabahtan akşama kadar tartışabilen gıcık insanlardan biriyim. Instagram

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: