Türkiye Neden Beyin Göçü Veriyor?

En Başından Beri Göçüyoruz

Beyin göçü ya da Türk insanının ekonomik kaygılar nedeniyle “gurbet” yollarına düşmesi yeni duyduğumuz bir mesele değil. Tarihsel olarak Türkler, göçebeliği benimsemiş hatta konar-göçerliği bir yaşam tarzı haline getirmiş bir millet olarak da bilinmektedir. Sibirya’nın en kuzey noktasında ortaya çıkıp oradan Avrupa’ya kadar genişleyen Türklerin çağımızdaki kaderi de pek değişmiş sayılmaz. Anadolu topraklarından Batı’ya eğitim, iş ya da yine maddi kaygılar nedeniyle göç etmeye devam ediyoruz. Tarihte Türkler, güvenlik ya da verimsiz topraklar nedeniyle göç ediyorlardı. Hatta yeni fetihler gerçekleştirip hem maddi hem de manevi sınırlarını büyütmek amacıyla yer değiştiriyorlardı fakat günümüzde işler oldukça tersine dönmüş vaziyette. Artık zor işlere bile katlanmak pahasına yurtdışında çalışmayı göze alıyoruz. Ülkenin yetişmiş beyinleri yani doktor, mühendis, akademisyen gibi hayati derecede önemli meslek grupları da hızla yurtdışına göçmekte. Türkiye’nin geleceğini etkileyen bu durumun nedeni ve bu makus kaderi değiştirmenin yolları nelerdir? İşte bu soruların cevaplarını bu yazımızda incelemeye çalışacağız.

Her sene binlerce eğitimli insanımız ülkeden ayrılıyor.

Tüm Kaliteli İnsanlar Başka Ülkelere mi Gidiyor?

Uluslararası arenaya baktığımızda ciddi miktarda etkili Türk’e rastlayabiliyoruz. Hayatlarının belli bir döneminde yurtdışına açılan bu insanlar, gittikleri ülkelerde ciddi işlere imza atarak projeler geliştirmiş ya da alanlarında büyük başarılar yaratmış. Örneğin İstanbul üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitim alan Aziz Sancar ilerleyen yıllarda ABD’ye giderek burada Nobel Ödülüne kadar uzanacak büyük bir başarıya imza attı. Bugün Covid-19 salgınına karşı en kapsamlı aşılardan birisini geliştiren BionTech isimli laboratuarın sahibi olan Uğur Şahin ve Özlem Türeci de dünya çapında başarılı örneklerden birisidir. Bu listeyi daha çok uzatabiliriz. Tıp, mühendislik ya da yazılım gibi alanlarda küresel başarı kazanan bu insanların en önemli ortak özellikleri çalışmak için ya da işlerini devam ettirmek için yurtdışında yaşamayı tercih etmeleridir.

Türkiye’deki bilime ve üretime verilen değer, birçok üretken ve vasıflı insanın taleplerini ve ihtiyaçlarını karşılayacak seviyede değil. Uzun yıllar eğitimini alıp, ömrünü mesleğine vakfeden bir insanın bunun için değer görememesi ve kısıtlı imkanlarla çalışma mücadelesi vermek için ağır şartlarda çalışması, ne yazık ki yurtdışını büyük bir alternatif hatta zorunlu bir durum haline getirmekte. Örneğin Aziz Sancar’ı ele alalım. Aziz Sancar bilim üretmek amacıyla ABD’ye gitmek yerine Türkiye’de kalsaydı ve tıp doktoru olarak kariyerine devam etseydi nasıl bir hayatı olurdu? Nobel ile ödüllendirilen çalışmalarını Türkiye’deki imkanlarla başarabilir miydi? Yoksa hasta yakınları tarafından darp edilmemek için gözü sürekli hastane polisini arayan bir doktor mu olurdu? Bu soruların cevabını okuyucuya bırakıyorum.

Neler Yapılmalı?

Ülkedeki ekonomik ve sosyal koşulları şirketlerin lehine ya da ekonomik çıkar çevrelerinin rahatı için düzenlediğimiz kadar bilim, fikir ve sanat üretenlerin lehine düzenlememiz gereklidir. Bilim, fikir ve sanat üretenleri destekleyen ülkelerin hem ekonomik hem de sosyal anlamda kazandıkları başarılar ortadadır. Bu başarılara ek olarak; başarılı olma potansiyeline sahip zihinler içinde bir çekim merkezi haline gelen bu ülkeler, mevcut başarılarını da sürdürülebilir hale getirmektedir. Ülkemizin sürekli verdiği beyin göçü, özellikle Batılı ülkeler için sürdürülebilir başarının anahtarı haline gelmiştir. Bu meselede devlet kadar Türk Halkına da büyük bir sorumluluk düşmektedir. Bu ülke sınırları içerisinde bilim üreten, fikriyle potansiyeller yaratan ve sanat yapan insanlara, milli hazine gözüyle bakılmalı. Bu insanlara saygı duymak ve bu saygı çerçevesinde onları motive etmek tüm topluma fayda sağlayan bir tutumdur. Toplum tarafından manevi destek gören bu insanların devlet tarafında da maddi olarak desteklenmesi ve onlara üretimlerini sağlayacak imkanların tanınması bu kişilerin vatanlarında kalıcı olmasını ve hizmetlerini doğrudan ülkeleri adına yapmaları sağlanacaktır. Devlet, başarılı olmuş ve başarı potansiyeli taşıyan insanların imkanlarını arttırarak bu insanların üretkenliklerini desteklemeli. Toplumda bu insanların ihtiyaç duyduğu manevi desteği sunmalı. Böylelikle Beyin Göçü durdurulabilir.

Türk gençleri, kariyer geleceklerini ülkelerinde göremiyor.

Yüksek vergi oranları nedeniyle insanlar temel tüketim gereçlerine dahi ulaşmakta zorlanıyorlar. Diğer yandan bugün bilim üretebilmek için bilgisayar, internet ve diğer iletişim cihazlarına sahip olmak şarttır. Bilgi üretimi için hayati önem taşıyan bu ürünlerin dahi uçuk fiyatlarda olması ya da altyapı yetersizliklerinden dolayı oldukça verimsiz olması çalışma ve üretme koşullarını zorlaştırmakta. Bilim yapan ve katma değer üreten insanlar, bu etkenler nedeniyle de yurtdışını zorunlu bir alternatif olarak görmektedir. Bu noktada devletin yapması gereken vaatlerden vermek yerine imkan yaratmaktadır.

Örneğin insanların daha hızlı ve ucuz internete sahip olması tamamen devletin sağlayabileceği bir hizmettir. Teknolojik ürünlerinden özel tüketim vergisi almamak da devletin elinde olan bir durumdur. 21.Yüzyılda bilgisayar, telefon ya da tablet gibi cihazlar özel tüketim kalemleri değildir. Temel teknolojik cihazların kullanımının bir lüksmüş gibi görüldüğü ya da internetin çok yavaş ve fahiş fiyatlarda kullanıma açıldığı bir ülkede insanlar bu hizmetlerin temel bir hak olarak görüldüğü ülkelere gitmektedir.

Ana hedefi yapay zeka geliştirmek ve başta savunma sanayi olmak üzere tüm altyapısını geleceğe uygun hazırlamak olan bir ülkenin, gençlerine daha kapsayıcı imkanlar sunması şarttır! Bu nedenle Türk gençliğini ve üretken insanları ülkede tutmanın anahtarı onlara imkanlar sunmak ve motive olacakları bir habitat yaratmaktır. Bunun anahtarı ise devlet ve Türk toplumunun elindedir. Eğer bu anahtar ile ilk kapı açılırsa, geri kalan tüm kilitli kapıları Türk gençliğinin azmi ve çabaları açacaktır.

Saygılarımla…

Bu yazımızı beğendiyseniz buna da göz atmak isteyebilirsiniz => Kyk Kredisi Neden Karşılıksız Olmalıdır?

Şafak Yıldırım

Ben Şafak Yıldırım, 22 yaşındayım. Siyaset,ekonomi ve uluslararası ilişkiler konuları hakkında okurum. Okuduğum ve üzerine tefekkür ettiğim konuları insanlara aktarmaya çalışırım. Burada yapmak istediğim de ne bildiğimiz hakkında yaptığım tefekkürleri paylaşmak...

%d blogcu bunu beğendi: