Kyk Kredisi Neden Karşılıksız Olmalıdır?

Radikal bir yazı yazmak gibi bir amacım yok fakat Türkiye’nin mevcut atmosferi nedeniyle güç sahiplerinin onaylamadığı her fikir radikal olma adayıdır. Bu yazımın temel amacı neden KYK kredisi ödemesi karşılıksız olmalıdır ? sorusuna mantıklı ve ekonomik bir cevap vermek olacak. Bu hem devletin hem de gücün ekseninde hareket eden kitlelerin duymak istemediği ya da karşı çıktığı onlara göre oldukça radikal bir fikir…

Tüketim odaklı bir sistemin içerisinde yaşıyoruz. İnsanlar ne kadar tüketirse sistemde o kadar büyür ve üretir. Kapitalist sistemin özü büyümektir. Bu nedenle insanlara sürekli yeni ihtiyaçlar yaratırken diğer yandan insanlara yeni tüketim kalemleri de icat etmektedir. Bu yazının amacı kapitalizm eleştirisi ya da Neo-liberal tüketim çılgınlığını anlatmak değil. Konumuz hala KYK ödemesi neden karşılıksız olmalıdır gibi sosyalist bir fikrin kapitalist dünyada da mantıklı karşılığını bulmaktır. Küresel sermayenin kümelendiği merkez olan Avrupa’nın tüm ülkelerinde işsizlik ödeneği isimli bir sistem var. Örneğin Alman devleti işsiz vatandaşlarına çalışırken aldıkları maaşın %60’nı işsizlik maaşı olarak ödemektedir. Bu para tamamen karşılıksızdır. Fransa, İngiltere gibi kapitalizmin doğduğu ülkelerde de durum aynıdır. Bu ülkeler neden üretime katkı sağlamayan, ülkenin ekonomisine verimliliğine fayda sağlamayan insanlara işsizlik maaşı veriyor? Acaba bu kapitalist ülkeler hayır için mi işsiz vatandaşlarına para ödüyor?

Tabii ki hayır! Yukarıda da belirttiğim gibi hepimiz tüketim odaklı bir sistemin içinde yaşıyoruz. Sistemin tek amacı büyümektir. Büyümek ise üretkenliğe bağlıdır ve üretkenliği sağlayan şey ise tüketimdir. Toplum ne kadar tüketirse, üretim de o kadar artar ve ekonomi kapitalist istikrarına kavuşur. Yukarıda belirttiğim kapitalist devletler bu formüle bir zarar gelmemesi için yani tüketim oranında bir düşüş meydana gelmemesi için işsiz vatandaşlarına ücret verirler.

Üretim alanından çıkmış bu insanları tüketimin dışına itmemek için onların da tüketmesini sağlamak için onlara belli bir miktarda maaş ödeyerek sistemin bağlı olduğu tüketimin istikrarını güvence altına alırlar. Peki tüm bunların KYK ile olan ilgisi nedir? Cevabımız basit; Türkiye’de çalışan nüfusun %42’si asgari ücretle aile geçindiriyor. Yoksulluk sınırının 6 bin lira olduğu ülkemizde milyonlarca öğrenci hatta aile temel tüketim maddelerine dahi ulaşmakta zorlanıyor.

Üniversite öğrencileri de bu yoksullaşmanın en sert etkisini yaşayan kitlelerden birisi. Bu insanlar hayatlarının bu bölümünü eğitime ayırmak zorunda oldukları için üretim gücüne katılma gibi bir ihtimalleri yok. Diğer yandan ailelerinden uzakta okuyan öğrenciler ise kira, yurt, beslenme gibi giderlerle mücadele ediyorlar. Bu saydığım nedenlerden dolayı Türkiye’de üniversite öğrencileri henüz eğitim görürken dahi ağır ekonomik şartlar altında yaşıyorlar. Birçok üniversite öğrencisi bırakın kitap, bilgisayar gibi temel eğitim malzemelerini barınma ve sağlıklı beslenme gibi temel yaşam gereksinimlerini dahi temin etmekte zorlanmaktadır. Bugün başta Eskişehir olmak üzere birçok Anadolu ilinin ekonomisinin temeli öğrencilere dayanmaktadır. Bu insanlara kiralanan evlerden ya da bu insanlara hizmet vermek için kurulmuş kafeler, lokantalar, marketlerden elde edilen gelirler hiçbir fabrikası ya da turistik merkezi dahi olmayan atıl illerin ekonomisini ayakta tutmaktadır. Devlet ise milyonlarca öğrenciye öğrenim kredisi vererek onları okul sonrası hayata borçlandırarak hazırlamaktadır. Bu noktada itirazlar yükselebilir. “Ödemeyeceklerse almasınlar!” gibi tepkilerde gelebilir fakat ülkenin ve öğrencilerin ekonomik durumunu hakkaniyetli bir şekilde göz önünde bulundurursak bu krediyi kullanmama gibi bir lüksün söz konusu olmadığını görebiliriz.

NE YAPILMALI ?

Yazının bu noktadaki amacı anarşi önermek değil geleceğe bir alternatif sunmaktır. Devlet tüm ekonomik gücünü ve organizasyonunu detaylı şekilde planlayarak daha fazla borçlu mezunlar yaratmamalıdır. Öğrencilik yıllarında ekonomik sorunlarla boğuşan insanları bir de kredi borçlarının yükü altında bırakarak onları verimli ve üretken bir yaşamdan mahrum koymamalıdır. Üniversite öğrencileri her şeyden evvel müşteri gibi değil öğrenci olarak ele alınmalıdır. Bu noktada ise devlet KYK kredisinin yapısını tamamen değiştirerek borçlu üretme mekanizması yerine kapsayıcı bir burs politikası yaratmalıdır. Kredi sistemi ise kökten değiştirilmeli. Bu sistem hem devlete hem de öğrencilere ciddi mağduriyetler yaratmaktadır.

Bunun yerine Koşullu kredi imkanları sunulmalıdır. Örneğin kredi alan bir öğrenci eğitim hayatı içerisinde bilimsel bir projeye katıldıysa, makale yazdıysa ya da belirlenecek kriterlere uygun bir üretkenlik sağladıysa aldığı borç hafifletilmeli, eğer bu üretkenlik istikrarlı bir duruma geldiyse borcu affedilmeli hatta üretkenliği destekleyen bir bursa dönüşecek. Bu sayede hem öğrencilerin motivasyonu hem de ülke içinde yaratılacak katma değer miktarı pozitif olarak etkilenecektir. Bugün KYK kredisinin en önemli sorunu üretkenliğe ve akademik istikrara fayda sağlamak yerine borçlu mezunlar yaratan bir mekanizmaya dönüşmesidir.

Bu mekanizmanın yapısı tamamen değiştirilmeli ve daha fazla ihtiyaç sahibi öğrencinin burs aldığı ve aldığı eğitimle hem kendisine hem de ülke ekonomisine fayda yaratan öğrencilerin desteklendiği bir sisteme dönüştürülmeli. Diğer yandan günümüzde 239 bin KYK borçlusu borcunu ödeyememektedir. Ülkenin geldiği ekonomik durum nedeniyle bu insanların ödeme koşulları tekrar düzenlenmeli. Örneğin ABD’de bu tarz kamusal borçlar maddi olarak ödenmediğinde devlet, borçlulara kamu hizmeti seçeneği sunmaktadır. Belli bir saat kamu hizmeti yapan borçlular borçlarını bu şekilde ödeyebilmektedir. Türkiye’de de bu sistemin bir alternatif olarak ödeme gücü olmayan öğrencilere sunulması gereklidir. Belirlenen sürelerde ve işlerde kamu hizmeti yapan borçlular hem çalışarak borçlarını ödemeli hem de devletin gider ve iş yükünü hafifletmelidir.

Görüldüğü üzere mağduriyetler yaratan bu KYK sisteminin hem geleceği hem de bugünü için sosyal ve kapsayıcı alternatifler mevcuttur. Bu örnek ve öneriler çok daha genişletilebilir. Farklı fikirlerle hem yapısı hem de kapsayıcılığı da geliştirilebilir. Bugün dünyanın önde gelen kapitalist(!) ülkelerinde dahi oldukça kolektif ve adaletli imkanlar sunulmaktadır. Bu imkanlar ve alternatifler sayesinde insanların eğitime ve akademik üretkenliğe katılımı artmakta diğer yandan bu eğitimin bir sonucu olarak katma değerler yaratılmaktadır. Öğrencilerin, müşteri değil ülkenin geleceği olduğu gerçekliğine uygun her adım banka borçlusu mezunlar yaratmak yerine eğitim hayatı boyunca kendisini bilgi ve bilimle donatmış, çok dil bilen ve küreselleşen dünyayla rekabet eden bireyler yaratır. Bu bireyleri yaratmak ise emin olun devletin haczedeceği 3-5 tane eski laptop ve öğrenci eşyasından çok daha değerlidir.

Saygılar.

Bu yazı dikkatinizi çektiyse bu yazıya da bakmak isteyebilirsiniz => Tek İstediğimiz Daha İyi Şartlar

Şafak Yıldırım

Ben Şafak Yıldırım, 22 yaşındayım. Siyaset,ekonomi ve uluslararası ilişkiler konuları hakkında okurum. Okuduğum ve üzerine tefekkür ettiğim konuları insanlara aktarmaya çalışırım. Burada yapmak istediğim de ne bildiğimiz hakkında yaptığım tefekkürleri paylaşmak...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: