19 Şubat 2001 Ekonomik Krizin Günümüze Etkisi

Türkiye ekonomisi uzun yıllardan bu yana enflasyon, kur baskısı ve bütçe açığı birden fazla iktisadi sorunla boğuşmaktadır. Bu sorunların en bilineni 2001 ekonomik krizidir. Tarihler 19 Şubat 2001’i gösterdiğinde ağırlaşan ekonomik baskı siyaset alanına ulaşmış ve artan ekonomik gerilim cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Bülent Ecevit’in toplantıda kavga etmesiyle sonuçlanmıştı.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun başlattığı denetime karşı çıkan Başbakan Ecevit’e kitapçık fırlatmış ve toplantıdaki olay kamuoyuna yansıtılınca bir devlet krizi açığa çıkmış oldu. Kısa sürede piyasalar bu duruma reaksiyon gösterdi ve borsa çok ciddi değer kaybederek çakıldı diğer yandan şirketler büyük satışlar yaparak Türkiye pazarından hızlı bir çıkış yaptılar ve kısa sürede büyük döviz çıkışları yaşandı. Kur ve değerli metallerin fiyatları da aynı şiddette yükselmeye başlayarak vatandaşın alım gücünde ve tasarrufların ciddi değer kaybı yaşandı.

2001 KRİZİ ÖNCESİ EKONOMİK DURUM

2001 Krizinden önceki dönemde Türkiye ekonomisi istikrarlı bir durumda değildi. 1990’lı yıllardaki Türkiye, yoğun terör ve bölgesel savaş nedeniyle çalkantılı bir ekonomiye dönüştü. Özellikle İran-Irak Savaşı döneminde uluslararası güçlerin bölgeye müdahil olması ve Türkiye açısından hem sınır hem de terörle bağlantılı sorunların oluşmasından dolayı ekonomi negatif bir ivmeye girdi.

Diğer yandan sosyal anlamda da Türkiye sorunlarla boğuşmaktaydı. Örneğin Güneydoğu bölgesi ekonomik ve sosyolojik reformların yetersizliğinden dolayı Doğu ve Güneydoğu bölgesi modernleşemedi. Öte yandan Bölge ekonomisi, Türkiye iktisadı ile bütünleşemedi ve Türkiye’nin en stratejik ve ekonomik anlamda ciddi potansiyel sahip 2 bölgesi atıl vaziyette kalarak hem bölgesel hem de ulusal ekonomiye katkı sunamadı.

Terör faaliyetleriyle birlikte bölgenin iktisadi altyapısı çok daha sorunlu bir duruma sürüklenirken Türkiye artan askeri harcamalar ve alınan büyük borçlar nedeniyle bütçe sorunları yaşamaya başladı. Tarihler 1994 yılını gösterdiğinde Tansu Çiller hükümetinin popülist politikaları Türkiye ekonomisini ciddi bir krizle karşı karşıya bıraktı. Kamu harcamalarının kamu gelirlerinden çok daha fazla olması nedeniyle bütçe açık vermiştir. 1994 yılında kazandığından çok daha fazlasını harcayan devlet ve diğer kamu kurumlarının yarattığı ekonomik bunalım vatandaşın sırtına yüklenen ağır vergiler ve kemer sıkma paketleriyle telafi edildi.

1994 yılındaki krizin faturası vatandaşa kesildi fakat bu da kalıcı bir çözüm olmadı. Ekonomik daralma ve istikrarsızlık sadece halının altına süpürüldü. Bu krizden 4 yıl sonra 1998 yılında Japonya, Çin gibi Uzakdoğu ülkelerinin başını çektiği Büyük Asya Krizi meydana geldi. Bu krizin etkileri de Türkiye’yi derinden sarstı. Özellikle Türkiye’nin derin turizm ve sanayi işbirliğinin bulunduğu Rusya, Çin ve Japon ekonomilerinin daralması Türkiye ekonomisine ağır yansıdı. Rusya üzerinden gerçekleşen orta ölçekli bir Pazar payına sahip bavul ticareti bitme noktasına gelirken ağır sanayi ve endüstriyel üretim de ciddi bir dar boğaza girdi.

17 Ağustos 1999 Depremi ise Türkiye’nin tüm ekonomik, sosyal ve siyasal dengelerini altüst etti. Milenyuma giden Türkiye ekonomisi 2000’li yıllara büyük bir borç ve birikmiş kriz yüküyle girdi. Deprem şokuyla birlikte % 6.1 küçülen Türkiye ekonomisi % 70 oranındaki enflasyonla boğuşuyordu hazinedeki ciddi açıklık devletin ve halkın sırtındaki yükü ağırlaştırıyordu. Ekim ayından aralık ayına kadarlık süreçte faiz oranı % 139’a çıkarak kurun ve enflasyonun kontrolünü imkansız hale getirdi.

Şubat 2001’e gelindiğinde ise başta halk olmak üzere devlet kurumları da bu yükü taşıyamaz duruma geldi ve “Kara Çarşamba” olarak bilinen Şubat 2001 Krizi meydana geldi. Bu kriz Ecevit hükümetinin sonunu getirirken Kemal Derviş’in ekonomi bakanı olarak Türkiye’ye dönmesine neden oldu. Borçların ödenmesi ve istikrarlı bir ekonomi hedefinde olan Kemal Derviş Programı başarıyla uygulandı hatta 2002’de iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin ekonomi Bakanı Ali Babacan da bu programa sadık kalarak Derviş’in modelini sürdürdü.

GÜNÜMÜZ VE 2001 KRİZİ

Her ne kadar 2001 krizi kamusal bir kriz olsa da günümüzde özel sektöre bağlı ekonomik sorunlarımızla aynı özelliği taşıyan çok fazla yanı bulunmakta. Örneğin 2001 krizinden önceki 10 yıllık süreçte Türkiye çok fazla borcun altına girdi. Diğer yandan yanlış uygulanan bankacılık politikaları sonucunda bankalar iflas etti ve vatandaş çok ciddi bir ekonomik dar boğaza girdi.

Günümüzde de İnşaat odaklı büyüme politikaları ve tarım, hayvancılık, tekstil gibi Türkiye için hayati ve stratejik önem taşıyan sektörlerin geri plana itilmesi neticesinde Türkiye’de ciddi bir inşaat ve emlak balonu yaratıldı. Bu emlak krizine ek olarak yoğun özelleştirme politikaları da kamunun gücünü orantısız şekilde azalttı. 1998 Asya Krizi’nin etkilerinin bir benzerini 2008 Kriziyle yaşadık. Dünya’ya ABD’den akan sıcak para bu krizle birlikte kesildi.

Sıcak parayı doğrudan inşaata yatıran ve katma değerli üretimi desteklemeyen Türkiye ekonomisi ise yıldan yıla küçülmeye ve kur baskısı altında enflasyon ve faiz oranlarını kontrol etmeye çalıştı. Bugün geldiğimiz noktada ise ithalata bağımlı Türkiye endüstrisi yatırımlarını sübvanse edemiyor diğer yandan yükselen döviz kuruyla birlikte enerjideki dışa bağımlılığımız oluşturduğu tüketim kalemleri de cari açığı arttırırken Türkiye ekonomisini derin bir bunalımın içine itiyor. Covid-19 ve uluslararası istikrarsızlık günden güne küresel iktisadı çok daha negatif bir pozisyona iterken Türkiye’nin ekonomideki hamleleri ve kontrol politikaları da gittikçe hayati bir duruma geliyor.

Şafak Yıldırım

Ben Şafak Yıldırım, 22 yaşındayım. Siyaset,ekonomi ve uluslararası ilişkiler konuları hakkında okurum. Okuduğum ve üzerine tefekkür ettiğim konuları insanlara aktarmaya çalışırım. Burada yapmak istediğim de ne bildiğimiz hakkında yaptığım tefekkürleri paylaşmak...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: